Her dilin kendi içinde diyalektik ve ağız faklılıklarının bulunması doğaldır. Kimi yöre insanı ‘taşak mı?’ der; diğer yöre insanı da ‘taşsak mı?’ Dillerin birbirini etkilemesi de normaldir. Ancak yozlaşma asla kabul edilemez. Nedir Tanzimat’tan beri yabancı hayranlığımız? Aslında sergilenen hayranlık değil tam bir aşağılık halidir? Akıl ve ruh hastalıkları kolay tedavi edilememektedir. Söylenen aşağılık arızasıdır. Girmiş şu meret bir defa bedenimize kısa sürece bizden uzaklaşacağa benzememektedir. Ne meretmiş, bir asrı doldurdu bedenimize gireli; ikinci asır da dolmak üzeredir. Hala tüm sancısıyla hastalık devam etmektedir. Tanzimat dönemi romanlarını okursak yazarlar o dönemde batı müptelası kimi kişilerin düştükleri komik halleri eserlerinde konu edinir. Bugünse aynı şikâyette bulunmaktayız. İki asır sonra aynı şikâyet de olmaz ki! Yabancı dil konuşma becerisiyle ilgisi yok dediklerimin… Hoş yıllarca okul sıralarında emek ve zaman harca yine memleket insanı yabancı dil konuşamasın… Yabancı dil gerekli mi değil mi bununla ilgili ciddi endişeler var. Bilim insanları, üniversitelerde araştırmayı bırakmış; doktora, doçentlik veya profesörlük almak için vızır vızır yabancı dil çalışmaktadır. Çin işkencesi gibi yabancı dil yeterlilik sınavlarına hazırlanmaktalar. Söz konusu sınavı geçtin mi iki tane makale veya yayınla profesörsün… Öte yandan ömrünü ilme adayanlar, sayısız yayını ve makalesi bulunanlar profesörlüğün yanından bile geçememektedir. İlim insanının yabancı bilmesi şart diyeceksiniz. Belki haklısınız. Ancak yabancı dil ön şart olur mu? Bir şeklide yurtdışında bulunma imkânını elde edenler bu durumda maça önde başlamış olmaz mı? Parası olana fırsat çok... Özel üniversitelerin sayısı oldukça fazla… Elbette her bilim insanını zan altında bırakmak istemeyiz ancak beşik ulamalığı var. Bilim adamlığı artık ailenin servetinden sana miras kalmaktadır. İstanbul’da onlarca üniversite var… Türkiye’de artık üniversite sayısı takip edilemez olmuştur. Ancak bunların kaç tanesi dünya üniversitedir? Demek yabancı dil ve sayısal çokluk bir anlam ifade etmemektedir.
Turistik beldelere gitmeniz gerekmemektedir: Aydın merkezde Türkçe ad kullanan kaç tane dükkân veya işletme kalmıştır? Gerçi çoğu zincir mağazası veya restoranı… Büyük sermayenin yerel uzantıları… Ekonomisi yabancı işgaline uğramış hangi beldenin özgün dilinden söz etmekteyiz? Ulusal veya yerel yabancı müzik yayını yapan radyo ve televizyonlarda sunucuların kullandıkları diller tam bir felaket… “Cover çalışma, top on” Nedir bu? Yarı Türkçe yarı yabancı dil... Tamamen yabancı dil konuşun bari şu memleket için müstemleke diyarı desinler. Tek turizm ülkesi biz değiliz. İtalya, Portekiz, Yunanistan, İspanya Avrupa’nın turizm lideri ülkeleridir. Onlar, otellerinde ana dillerini kullanmaktadır. Çok zorlanırlarsa belki biraz İngilizce… Bizim gibi Rus turist geldi haydi Rusça; Fransız geldi Fransızca konuşalım diye kendilerini kasmamaktadır. Turizmimizin hali belli… Yabancı dil diye diye kayıt dışı yabancı çalışan doldurduk ülkemize… Türkçeye saygı demeyeceğim artık. Yabancı dil gereklidir görüşünde değilim. On dokuzuncu yüzyılda üzerine güneş batmayan Britanya(İngiliz) egemenliği vardı. Onların ana dili İngilizceydi. Dünya böylece yavaş yavaş egemen dili konuşmaya başladı. Yirminci yüzyılda Amerikan hâkimiyeti başladı. Bir ana diğeri oğuldu. Aynı dil etkisini sürdürdü. Osmanlı’nın klasik döneminde yabancı dil pek önemsenmezdi. Kudretli devlet buna ihtiyaç duymamaktaydı. İnternette bazı Türkçe karakterler kullanılamamaktadır. Neden mi? İnterneti sen mi buldun? Bana kalırsa yabancı dil sorunundan söz edilemez; bahis konusu olan güç sorunudur. ‘Taşak mı?’; ‘taşsak mı?’ şeklinde şive ve ağızlardan kaynaklanan farklılık problemimiz yoktur. Taşmayla(bentlerini yıkmayla ilgili), coşmayla ilgili bütün derdimiz. Bentlerimizi yıkmaya var mıyız?