GURBET KUŞLARI

Abone Ol

Halit Refiğ tarafından yönetilen bu film, Kahramanmaraş’tan İstanbul’a göç eden bir ailenin dramını anlatmaktadır. Bu aile taşradan İstanbul’a geldikleri için sözlü kültürün izlerini de beraberinde getirmişlerdir. Filmde bu gerçeğe uygun olarak sözlü kültürün izleri seyirciye gösterilmiştir. Babanın oğullarına İstanbul’daki ilk gün nasihati “sokağa sağ ayakla ve besmele ile çıkın” şeklinde sözlü kültürün ürünü olan bir inanışla başlar. Sözlü kültürde şehre ve modernleşmeye karşı korku devam eder. Bu nedenle evin erkekleri genç kız kardeşleri için oldukça endişeli davranmaktadır. Onun üzerinde baskı uygularlar. Büyük şehrin onu yutmasından korkarlar. Şöyle derler: “Kız kısmı bakkala-çakkala dahi gönderilmemeli…” Bu korkularında da haklı gibidirler. Evin büyük oğlu bir hayat kadınına tutulur. Daha sonra öğrenir ki bu hayat kadını kendi memleketlisiymiş. Onlar birbirlerini lakaplarla tanırlar: “Örengillerin Naciye” Bakırcıoğullarından Murat” Filmde babanın çocuklarına “İstanbul esnafından bir yumurta aldın dön bak sarısı içinde mi diye” şeklindeki sözü de kente karşı olan korkuyu ifade etmektedir. Filmin başında baba mentör rolündedir. Zaman geçtikçe kent kültürü baskın gelmeye başlar baba rolünü kaybeder. Babanın sözü dinlenmez olur. Aslında bu sözlü kültürün etkisini kaybetmesidir.

Gurbet Kuşları filminde kullanılan deyişler: “şah olmak”, “sırt sırta vermek”, “dağları bedesten etmek”, “iş bilenin kılıç kuşananın”, “ağzından girip burnundan çıkmak”, “dünya kalsa sultan Süleyman kalırdı”, “dört elle sarılmak”, “adam olup lafa karışmak”, “araya soğukluk girmek”, “bir şeyi kursağında bırakmak”, “kalbini okumak”, “dünkü çocuk olmak”, “tongaya bastırmak”, “dünyanın başına yıkılması”, “gözünü budaktan sakınmamak”, “ekmeği aslanın ağzından almak”, “çulu düzmek”, “düşmez kalkmaz bir Allah”, “dostluk kantarla alışveriş miskalle”, “Allah’ın arka cebinden peygamberi çalmak”, dikiş tutturamamak.” (Refiğ, 1964). Bir Gurbet Kuşları filminde kullanılan atasözleri: “Dervişi tekkede görürsen vur ensesine şaplağı”, “bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır”.