Köşe yazılarımı elektronik ortamda gönderdiğim Aydın’ın asırlık çınarı Yenikıroba gazetesine uğradığım zaman , arkadaşlarıma sorduğum soru, “yazılarıma geri dönüş , eleştiri , “ olup olmadığıdır .Olur ya, hata yapmış veya yanlış bildiğimizi paylaşmış olabiliriz..!
Eleştiri değil de , övgü ve duyarlı okurlarımızın sitayişlerini aktardıklarında , insanoğluyuz, sevinmedim desem yalan olur.
Ama benim düsturum, hani esnaf arasında derler ya, “ memnuniyetinizi dostlarınızla, şikayetinizi bizimle paylaşın “ ,işte ona benzer eleştiriler bekliyorum.
Her ne kadar “ marifet iltifat’a tabi “ ise de, yazılarımda beğenilmeyenleri, eleştirileri de bekliyorum.
Dün aldığım bir mail de sevgili Yenikıroba okuyucumuz Bumin Kağan Oğuz bir köşe yazımız nedeniyle duygularını bakın nasıl paylaşmış.
Değerli Mehmet Bey,
26 Mart 2019 tarihli Yeni Kıroba Gazetesi'ndeki "Kısa Kes Aydın Havası Olsun" adlı köşenizde yayınlanan yazınızı henüz bugün okuma fırsatım oldu.
Annemi belki ismen bilebilirsiniz, Birsel Oğuz, onun da yazıları belirli aralıklarla Yeni Kıroba'da yayınlanıyor.
Annemin o tarihli yazısını incelerken tesadüfen sizin yazınıza da gözüm takıldı. Mustafa Kemal Yılmaz ile ilgili nazik ifadeleriniz beni duygulandırdı, o sebeple size yazmak istedim.
Kendisi annemin dayısıdır.
Öyle güzel ifadelerle onu anmışsınız ki üzerine ne eklesem boştur, ama şunu da söylemek istiyorum sizin bildiğiniz topluma dönük yüzü harici, ailemiz içinde de büyük bir ışık kaynağıydı. Hayata bakışım ve eğitimim üzerinde büyük yönlendirmeleri oldu. Nur içinde yatsın.
Bu vesileyle vefakârlığınız için teşekkür ediyor, Aydın'ımız için önemli gördüğüm kültürel çalışmalarınızın sizin de gönlünüzce yüksek başarılara kavuşmasını diliyor, yazılarınızı heyecanla takibe devam edeceğimi bildirmek istiyorum.
Saygılarımla,
Bumin Kağan Oğuz.
Gazetemizde köşe yazarlığı yapan emekli öğretmen Birsel Oğuz ile , babası Aydın milli Eğitim İl Müdürlüğünde uzun yıllar müdür yardımcılığı yapan sevgili kardeşim İrfan Oğuz’un oğlu Bumin kardeşim , annesinin dayısı Mustafa Kemal Yılmaz için yazdığım yazı hakkındaki duygu ve düşüncelerine teşekkür ediyorum.
En azından okunduğunuzu bilmek , çabalarınızın boşa çıkmadığınızı gösteriyor.
Bumin kardeşimin bu ilgisini ve geri dönüşlerini , valilik, Resmi Kurumlar ile Belediyeler ve Meslek odaları ile STK lardan da bekliyoruz.
Mutlaka Övgü değil, eleştiri daha makbulümüzdür.
******
Geçen hafta sonu Kuşadası’nda çekimleri yapılan AYLAN BEBEK filminin hem basın için tanıtım toplantısına , hem de film içinde geçen bir sahnede , gerçek gazetecilerle röportaj ve soru cevap çekim sahnesi için , önceki dönem Kuşadası kaymakamı ve Emeklilik öncesinde Aydın Vali yardımcılığı yapan , Kuşadası’nda yaşayan arabulucu Avukat Mustafa AYHAN’ın davet’ine icap ederek katıldım.
Aydın dan tek gazeteci ve medya temsilcisi olarak benim hazır bulunduğum toplantı önce filmin konusu,
Bildiğiniz gibi konusu Bodrum da geçen Aylan Bebek, Suriyeli sığınmacıların , Avrupa’ya kaçışının acı ve hazin ama gerçek bir öyküsüdür. Bir bölümü Kuşadası’nda çekilen film için ilçedeki emekli bürokratlar gönüllü olarak oyuncu oldular.
Son çekimi yapılan gazetecilerle röportaj sahnesi Kuşadası belediye başkanı Ömer Günel’in makam odasında gerçekleşti.
Kuşadası’ndan gazetecilerle beraber, Aydın’dan tek gazeteci olarak katıldığım toplantıda , ve basın açıklamasında Bodrum da geçen bir olayın neden Kuşadası ‘nın sahiplendiğini pek de anlam veremedim doğrusu.
Çünkü bu olayın faturası , gerçekleri bilmeyenler tarafından Kuşadası’n çıkarılabilir ve şirin turistik ilçemiz Kuşadası’nı karalamak içinde kullanılabilirdi.
Basın toplantısında dile getirdiğim gerçek bir Öyküsü var aslında Kuşadası’nın.
Hem gerçek bir olay hem de günümüze özgü mesajlar içeren , vatansever bir kahramanlık olayıdır , Kanapiçe ..!
Ulu önder Atatürk’ün , dünya ya devlet adamlığı dersi vererek, bir krizi nasıl yönettiğinin , vatanın bir karış toprağını savunan ve izinsiz Dilek Yarımadası Milli parkı’ına çıkan İngiliz denizcilerden 4 tanesini ihtara rağmen çekinmeden vurup öldüren Balıkesir’li er Musa’yı , İngilizlere teslim etmek yerine , savaş ilan etmesi, kararlığı devlet adamlığına bir örnektir.
Bugün "Ben devlet adamıyım" diye geçinen bazılarının mutlaka okuması gereken bir olay.
Olay “Kanapiçe Koyu Olayı”.
Tarih 14 Temmuz 1934. Kanapiçe Koyu, Aydın-Kuşadası sınırları içinde, Sisam Adası’nın hemen dibinde, karşıdan biri seslense sesi rahatlıkla duyulabilecek kadar yakın bir koy.
İşte her şey bu koyda geçer 85 yıl önce.
O tarihte İngiliz donanması Sisam Adasına demirler. Sınırlarımızı yine askerlerden oluşan Gümrük Muhafaza Alayları korumakta. Donanma askerlerinden dördü bir sandalla gizlice bizim koya yaklaşır. Askerlerimiz kendilerini ikaz eder, dinlemezler. Bunun üzerine adamlara ateş açıp hepsini vururlar. Yalnız ölen İngilizlerden 3’ünün cesedi bizim kıyıda kalır, 1 İngiliz’in cesedi ise denize düşüp kaybolur.
Durum hemen Kaymakam Dilaver Bey’e bildirilir. Kaymakam da durumu telgrafla Ankara’ya anlatır. Ankara’dan talimat gelmesi beklenirken, bir İngiliz savaş gemisi Kuşadası Limanı’na demirler. 2 İngiliz subayı karaya çıkıp, Kaymakamın makamına gider. Kaymakamdan askerlerin hesabını sormaya çalışır. Ancak Kaymakam, Atatürk’ün arkasında olacağını düşünüp, hesap sormalarına sert bir şekilde karşılık verir. Türk askerinin ülkemizin yasalarını uyguladığını anlatır. Bunun üzerine İngilizler 3 maddelik bir ültimatom verir. Ültimatom maddelerinden biri de İngilizlere ateş açıp vuran Balıkesirli er Musa’nın kendilerine teslimidir.
İngilizler gidince Kaymakam durumu tekrar Ankara’ya bildirir. Ültimatomdan Atatürk de haberdar edilir. Konuyu inceleyen Atatürk şu emri verir: "Görevini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için İngiltere ile savaş göze alınır. Şimdi Ankara'ya hareket ediyorum. Ege’de kısmi seferberlik emri veriyorum." Atatürk’ün emri derhal uygulanır. Ültimatomu kabul etmeyeceğimiz telgrafla İngiliz donanmasına, İngiliz donanmasınca da Londra’ya bildirilir. Kısacası bir er için gerekirse İngiltere ile savaşa girilecektir.
Sonunda İngiliz Hükümeti Türkiye’nin kararlılığını görünce, ültimatom maddelerinden sadece kayıp olan teğmenin cesedinin Türk karasularında aranmasına razı olur. Gıkları çıkmaz. Türk Devletinin iyi niyetiyle ortak bir arama faaliyeti başlatılır. Bu olay sonunda, Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e bir takdirname ile 50 lira para ve 1 hafta istirahat izni verilir.
Elbette “ hiçbir iyilik cezasız kalmaz “
1934'ten sonra Dilaver Bey başka bir yerde görevliyken, Kuşadası'na gelen Mülkiye Müfettişleri, İngiliz amira’le çekilen 9 liralık telgraf ücretini uygunsuz bulup, hakkında soruşturma açarlar. Dilaver Bey, devlet parasını çarçurdan mahkemeye sevk edilir .Yargıç Kemal Aksüt, ilk celsede salonu boşaltır, Dilaver Bey'i yanına çağırır, gerekli makamlara ağzına geleni söyler ve beraat kararı verir.
İşte bu gerçek kahramanlık öyküsünün , Kuşadası belediyesi desteğinde belgesel olarak çekimlerinin yapılması ve, tüm yerel ve ulusal medyaya , TV kanallarına dağıtılarak Kuşadası nın adının bu vatansever öyküyle tüm ulusal ve uluslararası çevrelere duyurulmasını Kuşadası belediye başkanı Ömer Günel den hem sözlü , hem de yazılı olarak talep ettim.
Konu ile ilgileneceğini belirten Başkanı Ömer Günel ‘e buradan esleniyorum.
Konunun bende takipçisiyim.
İyi ve güzel şeylerde hep beraber olmak ümidiyle..!
SÖZÜN ÖZÜ :
HAYATTA EN PAHALI ŞEY TECRÜBEDİR, ÇÜNKÜ KAZANMAK İÇİN, ÖNCE KAYBETMEK GEREKİR.
MEHMET ÖZÇAKIR
mehmetozcakir@hotmail.com
GSM : 0.532.3722627
P.K:110 EFELER – AYDIN