GEÇMİŞE ÖZLEM İLE BUGÜN CEHENNEM İLKİ BİR NOSTALJİ , DİĞERİ GÜNDEM ..!

Abone Ol

“Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” sözü tecelli etti,

Bitpazarlarına artık antikacı dükkanı gibi bakılıyor.

Her Salı Aydın’ da Efeler ilçesi Zafer mahallesi Pınarbaşı’nda kurulan bit pazarında,

eski gaz lambaları , kömürlü ütüler, ender kitaplar,

eskiye nostalji ve geçmişe dönüşü yaşatıyor.

gençliğimin on yılı geçti Aydın da Cuma mahallesinde ,70 ‘lerde.

O yıllarda çocukluğunu yaşayanlar, büyüklerinden ''Şimdiki çocuklar çok şanslı!'' sözünü çok sık duyarak büyüdüler.

Ama şimdiki kuşak, çocuklarına aynı şeyi söyleyemiyor.

Bu çağın çocuklarının yaşadıklarının şans olup olamadığından kimse emin değil.

Bir yığın tüketim ürünüyle donatılan hayatlarında, şimdiki çocuklar çok yalnız.

Yaratıcılığı kışkırtan ''yokluk ortamında'' değil; sıkıntıyı büyüten, derin bir tembellik ve umursamazlık yaratan ''bolluk ortamında'' büyüyorlar.

Sözelin yerini artık kişisel sanal sohbetler aldı.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayan çocukların büyük çoğunluğu eriği ağaçta değil, manavda görüyor.

Ayva çalmak, dut çalmak nedir bilmiyorlar.

Günümüzde aşısı bile henüz bulunmayan KORONA virüsü pandemi oluşturmuşken aşı’ya karşıyız diyenlerin seslerini duymak isterdim.

Ölüm gerçeği, daha çok abdest aldırır böyle düşünenleri.

Ölümü görüp sıtma ya razı olmak derlerdi eskiler..!

Ne demişler ,”kominizm parayı buluncaya kadar , feminizm koca buluncaya kadar, ateizm uçak sallanıncaya kadar “

Buna bir de “ bize bi şey olmaz diyenler “ için korona çıkıncaya kadar diye eklemek lazım..!

Gelelim bizim Aydın da yaşadığımız çocukluğumuza .

Acaba gölgeli, serin bir bahçede, tulumbadan buz gibi su çekip kaç çocuk ayaklarını bu suda yıkamıştır?

Ya da ramazan akşamları topa ve iftara yakın saatlerde, mahalle aralarındaki soğuk kuyulardan , evlerine kimler testi içinde su taşımıştır tam iftar vaktinde.?

Şimdiki çocuklar, yaz aylarında yanıp kavrulan sokakları ve evin önünü sulama işiyle görevlendirilmenin o dayanılmaz sıkıcığını da bilemeyecekler.

Çünkü artık yazlıkların fazlaca özenilmiş, gürbüz ama aptal çocukları andıran bahçelerini sulama işini babalar kimselere bırakmıyorlar.

68 kuşağının ardından ,78 kuşağı olarak anılıyor bizim nesil.

60' ları yaşarken çocuktum pek bilmem , ama 70' lerde genç olmanın en güzel yanı '' özgürlük '' duygusuydu.

Gerçi bunun anlamını bilmiyorduk, çünkü bütün arsalar, bahçeler, sokaklar, parklar, deniz kenarları bizimdi.

Bunun bir çeşit çocuk özgürlüğü olduğunu, arsalar, yangın yerleri binalarla dolduktan,

geniş, serin bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan,

sokaklar arabaların egemenliğine bırakıldıktan sonra, büyüyünce anladık.

Meğer ne şanslıymışız, çünkü çok özgürmüşüz!

bizden öncekilerin ise evlerinin avluları oyun parklarıydı...!

Nerede yaşarlarsa yaşasınlar, çocuklar için '' sokağa çıkmak '' deyimi vardı.

Hala var belki, ama sokaklar çok değişti ve eskisi gibi güvenli değil.

Sokağa çıkmak, tanımlanmış bir özgürlüğe adım atmaktı.

Okuldan gelince bilgisayar karşısına geçilmez, sokağa çıkılır, akşam olup hava kararana, anneler yemeğe çağırana dek, kan ter içinde oynanırdı.

Yaz tatillerinde sokağa çıkmak ise, tüm günü sokakta geçirmek demekti.

O zamanlar iki türlü anne vardı:

Birincisi '' gelenekçi '' , ikincisi '' modern '' anneler...

Gelenekçi anneler de ikiye ayrılırdı:

Gelenekçi- iyimser anneler, gelenekçi- kötümser anneler.

Gelenekçi iyimser anneler , çocuğun ve çocukluğun ne olduğunu bir tür iç güdüyle bilir, çocuğunu uzaktan kollar, bunu belli etmez ve rahatsız etmezdi.

Terlediklerini fark edince usulca gelip, sırtına tülbent koyar, reçelli ekmek hazırlayıp verirdi.

Gelenekçi anneler fazlaca kötümser ve bencildiler.

ama hemen suçlamayalım, bu da kendi çocukluğunun yetiştirilmesinden , onlara kalan gereksiz bir mirastı.

bu mirası çocuğuyla paylaşmanın zamanıydı..!

Çocuklarını kahvaltıdan hemen sonra sokağa yollar, hiç ilgilenmezlerdi.

Böyle anneleri olan çocuklar karınları acıktığında anneleri komşuda olduğu için, arkadaşlarından otlanmak zorunda kalır, terlerler, terleri sırtlarında kurur, ama hep böyle yaşadıkları için hasta da olmazlardı.

Disiplinden uzak, kendi başlarına geçirirlerdi günlerini.

Modern annelerde ise kendilerince bir çocuk yetiştirme bilinci vardı.

Disiplinli bir anlayış ile bir kere , sokağa çıkmanın saati vardı.

Çocuklarının hangi çocuklarla oynayacağını, hangi oyunları oynayacaklarını kendileri seçerler, çocuğun fikrini almazlardı.

o zamanlar” kirlenmek özgürlüktür” gibi saçma reklamlar da yoktu..!

Üstünü kirletmeme zorunluluğu da çocuk özgürlüğüne vurulan bir darbeydi.

Ama eğer kirlenirlerse de bir başka darbeyi de annelerden yerdi..!

Bu çocuklar mahallenin çocukları arasına rahatça karışamazlar, kendilerini dışlanmış hissederlerdi.

Pamuk helva, leblebi tozu, macun almaları yasaktı, ayva çalamazlar, kağıttan rulo haline getirilmiş toplarla sokak maçı yapamaz, sapanla kuş vuramazlardı.

Uzun sürecek oyunlara da '' birazdan annen çağırır oğlum '' gerekçesiyle alınmazlar, onlar da annelerinden nefret ederek, hava kararana dek sümüklerini çekerek, top peşinde koşturan çocukların oyunlarını seyrederlerdi.

Annelerinin kötü huylu bulduğu çocuklar gibi sokakta, üzerine sana sürülüp şeker ekilmiş ekmek yiyemez ,asla küfür edemezlerdi.

Bunların arasından annelerini dinlemeyenler çok sık çıkardı.

Onlar lider ruhlu olurlar, çocukların başına geçerler, oyunu örgütlerlerdi.

Keyifli bir gün geçirirlerdi, ama eve gidince çıkan olayları saymazsak...!

O yıllarda sokağa çıkma anlayışında genel eğilim, iki saatte bir, ancak bir Murat 124, Anadol veya Renault 12 marka otomobilin, bir kaç at arabası ve faytonun geçtiği, çiğnenme tehlikesi olmayan, sakin sokaklarda çocukların yorulana dek oynamalarıydı.

Hava kararmadan yoruldukları da söylenemezdi.

Yine de orta halli ailelerin, gelenekçi- iyimser annelerin çocukları, babaları işten döndükten sonra dışarıda kalmazlar, evlerine giderlerdi.

Ya da '' Baban geldi, seni çağırıyor '' denince hemen eve yollanırlardı...''

Bizim zamanımızda artık siyah-beyaz TV lerin yayın hayatına başlamasıyla sokaktan evlere erken dönüş başladı.

Telesafir yaygılaşıp , gelenlere çay ikram etmek zorunda kalan Televizyon sahipleri,

arka odalara geçer, kapıları açmaz hale gelirlerdi.

İşte ilk misafirlerden kopukluk bu teknoloji ile başlamıştı..!

Evdeyseniz annemler size gelecek , sözü artık yanıtsız kalmağa başladı.

oysa eskiden bu soruya hep “bekleriz” yavrum cevabı alınırdı..!

Ahde vefa bir değer, sadece Vefa bir semt bozacısıydı.

velhasıl eskiye duyulan özlem , günümüzde artık bir eylem.

Aydın’ın tarihini yeniden bugüne kazandırmak , Aydın yerel değerlerini markalarını yüceltmek , nostaljiden öte , önce ulusal , sonra uluslar arası olmanın tek anahtarıdır.

Milli Aydın bankası, Aydın tekstil fabrikası , Taşdöner sineması,Bosnalı konağı ,Aydın’ın tarihine sahip çıkmasıdır.

Eskilere özlem bir Nostalji, şimdilerde Özlem , Aydın’da gündem..!

Ama önce sağlık zamanı, tarihimizi yaşatacak, geleceğimizi teslim edeceğimiz , çocuklarımızı bu virüsten korumalıyız.

SÖZÜN ÖZÜ :

EĞER BU DÜNYADA GERÇEK BARIŞI ÖĞRETECEKSEK VE EĞER HER SAVAŞA KARŞI GERÇEK BİR MÜCADELE VERECEKSEK, İŞE ÖNCE ÇOCUKLARLA BAŞLAMAMIZ GEREKMEKTEDİR.

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

GSM : 0.505.8077828

P.K:110 EFELER – AYDIN