Gazetecilik için benim söylediğim bir söz var bilmem katılırmısınız ..?
“Gezen tavuğun yumurtası pek lezzetli olur “
Sokaktaki adamla keyifli sohbetin tadına doyum olmuyor.
En içten ve rahat duruşuyla sizle paylaşıyorlar her şeyini.
Böyle biriyle bir devlet dairesinde karşılaştık dün.
Emekli bir öğretmen ,
İl dışında uzun yıllar eğitim camiasına hizmet verdikten sonra,
Bir türlü memleketi Aydın’a tayinin yaptıramadığından ,
Hizmetini noktalayıp , emekli yaşamına başlamış ve 60 yaşına gelmiş dayanmış.
Sırada beklerken sohbet ortak geçmişimiz devlete hizmete geldi dayandı.
Epey çile çekmiş bir dostumun sözüydü.
“Bu ülkede Türk vatandaşı olmak çok zor…!”
Yanlış anlamayın bugün değil, 25-30 yıl önce söylenmiş bir söz.
Aziz Nesin boşuna yazmamış “ yaşar ne yaşar ne yaşamaz “ kitabını.
Çünkü bu ülkede olanlar , daha neler yazdıracak , ne olaylar..!
Devlete işi düşenlerle, devlette hizmet edenler..!
bu ülkede vatandaş olmak ne kadar zor..?
Sabah hastane kuyrukları, bugün git yarın gel memur azarlamaları,
Koltuğuna şeref veren değil , koltuktan şeref ve unvan alanlar..!
Makama güvenip , astığı astık , kestiği kestik müdürler,
Derdini anlatamayan memur işçi çalışanlar..!
Bir ömrünü ve en güzel günlerini verdikleri devlete küskün emekli olanlar.
haklarını helal etmeyenler.
İşte çile çekip emekli olan bu öğretmenimizle sohbetimizden kendi ağzından anekdotlar..!
“Edirne’de öğretmenim. Semt pek fakir…öğrencilerde ne üstte var ne başta..!
hem müdürüm hem de öğretmenlik yapıyorum okulda.Bir gün bu fakir semtin öğrencilerine kurs açmak istedim.Ücretli olursa kimsenin kurslara gelmeyeceğini bildiğimden , bedava kurs açtım.Bir hafta geçmeden Valilik hakkımda soruşturma açtırmış..! Suçum ne diye sorduğumda , öğrendim…izinsiz kurs açmak..!
Ne büyük suç ..?
Fakir öğrencilere hizmet etmek için, tatil günleri kahvede okey dönmek varken , kendi zamanımdan ayırarak, ücret almadan , şevkle bu çocukları hayat kazandırmak,okulda tutmak, eğitime destek vermek ve geleceğimizi okumuş başarılı gençlerimize teslim etmek için özveriyle çalışırken , bırakın teşekkürü , hakkımda soruşturma açılması tam bir komedi.
Neyse benim ne yaptığımı bilen ve anlayan biri kursu kapatarak , valilikten olur alıp yeniden açılmasını önerdi ve bu soruşturmadan kurtulduk ve Valilikten olur alarak ,yeniden kursu açtık.
Gel gelelim kurs devam ederken bu kez iki hafta sonra, İlçe Milli Eğitimden bir müfettiş gelince , valilikten aldığım izni gösterip, izinli olduğunu açıkladım.
Ancak gelen Müfettişin inceleme konusu başkaymış meğer.
Bu kez suçum izinsiz kurs açmak değil , ücretsiz kurs vermek..!
Meğer kurs ücretlerinin tamamı ilçedeki hesaba yatar , devlet baba % 50 sini aldıktan sonra , kalanını okul ve diğer görevlilerle kursu veren paylaşırmış.
İyi ya dedim, ben ücret istemiyorum..!
Zinhar , ilçedekiler öyle düşünmemiş olmalı ki, kendi paylarının kaybından kuşku duymuşlar.
Müfettişe okulun mührünü, anahtarını verip kızgınlıkla , alın siz idare edin diyerek odasından dışarı çıktım.
Arkamdan müfettiş gelerek ,yatıştırdı ve soruşturma yapmadan gitti de ancak kurtulabildim..! Zaten çok geçmeden de emekliliğimi istedim.
İşte kamuda çalışanların durumu hali pür melali işte böyle..!
Turgut Özal’ın bir türlü yürürlüğe koyamadığı açılımlar için , “kurşun geçmez bürokrasi var bu memlekette” derdi rahmetli.
Bizde mevzuat hazretleri,hem vatandaşları hem de çalışanlarını illallah dedirtmiştir yıllarca.
Ama memur ve çalışanlar haksız mı ..?
önündeki kara kaplı kitapta yazılanları uyguluyorlar.
Aksi ise ,başında çalışanına güvenmeyen ve çalışana rüşvetçi gözüyle bakan teftiş elemanları..!
Acaba çıkarı neydi soruları ve bakışları..?
Siz hiç imza atmayan bir memurun müfettişe ifade verdiğini gördünüz mü..?
En çok iş yapan er geç cezalandırılır.
Hiçbir iyilik cezasız kalmaz,
Çünkü en çok imza ondadır.
Artık yasaların “aynı” dışında , ne demek istediğinin “ lafzı “ da göz önüne alınmalı.
yani Türkçesi yazılanların dışında , yorumuna da bakmalı.
Bu ülkede bir hakim yıllar önce ,Vekillere ceza yazılamazsa , asillere de ceza yazılamaz gerekçesiyle vatandaşa kesilen trafik cezasını iptal etmişti.
Gerçi ardından bir başka yere tayin edilmişti ama, bence çok yürekli bir hüküm vermişti.
Öyle ya, asiller dururken , vekillere ne ki..?
Gelin bu hafta sonu sizlerle bir fıkra paylaşalım , yazımızın ana fikrini daha iyi anlayalım.!
Hayvanat Bahçesi’ nde dişi Aslanlardan birisi doğum sırasında ölünce anasız kalan yavruyu maymunlar bölümüne yakın , yaşlı bir aslanın yanındaki kafese koymuşlar.
Böylece aslan yavrusu hem yeni doğum yapan yavru maymunlarla büyürken, hem de yanındaki kafesteki yaşlı aslan ile birlikte yaşamaya başlamış.
Bebekliğinde diğer maymunlarla birlikte sorun yaşamazken gittikçe sesi kalınlaşan ve kükremeye başlayan genç Aslan, bitişik kafeste yaşlı Aslan gibi vahşi kimliğine kavuşmaya başlamış.
Hayvanat bahçesindeki bakıcı her gün yan kafesteki yaşlı aslana iri bir sığır budu, genç aslana 2 tane muz bırakıp gitmiş.
Genç aslan biraz şaşırmış ama sesini çıkarmamış. " Herhalde yanlışlık oldu..." diye düşünmüş.
Ertesi günü bakıcı yine gelmiş. Yine yaşlı aslana iri bir sığır budu genç aslana yine 2 adet muz bırakıp gitmiş.
Bu durum günlerce sürmüş...!
Genç aslan artık dayanamamış, kükremiş.
Bakıcıya demiş ki:
"Be adam! Sen ne yaptığını sanıyorsun. Ben de Aslanım. Bana neden et vermiyorsun?"
Bakıcı elindeki listeye bakmış ve demiş ki:
"Görüyorum Aslan’sın, ama listede hala, Hayvanat Bahçesi’ nin maymun kadrosunda görünüyorsun…!
SÖZÜN ÖZÜ :
BUKALEMUN KARAKTERİ GEREĞİ ,
BAZI İNSANLAR KARAKTERSİZLİĞİ GEREĞİ,
BULUNDUKLARI ORTAMIN RENGİNİ ALIRLAR.