Anadolu'nun iç bölgelerinde yaşayan Türkmenler, Moğol baskınlarından yılmış, Selçuklu Devleti'nin batı topraklarına sığınmıştı. Uç beyleri ise hem Bizans'ın Balkan yarımadasındaki savaşlarını, hem de Türkmen göçünün askeri potansiyelini fırsata çevirmek istediklerinden Ege Denizi kıyılarına yönelmişlerdi.
13. yüzyıl sonlarından 14.yüzyıl başlarına kadar Bizans’ın yönetimindeki kentleri ele geçirmişler, bağımsız beylikler kurmuşlardı. Bu beyliklerden birisi de Aydınoğulları’dır. Beyliğin temelini, Karaağaç’tan Tavas’a göç etmiş boy beyi ailesine mensup Aydın Bey atmış, oğlu Mehmet Bey ise kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
Aydın Bey, Selçuklu ordusunda sahil beyliği ve kaptanlık yapıyordu. Selçuklu’nun dağılma sürecinde Menteşe Bey’le birlikte hareket ederek 1278-1282 yılları arasında fethettikleri Leşkeri Eli (Aydın İli)’ni merkeze alıp Menderes Havzasını on yıldan fazla bir süre yönetmişti. Ancak 1295 yılında Bizanslı General Aleksandros’un saldırılarıyla Karya topraklarına çekilmek zorunda kalmıştı.[1],[2]
14. yüzyılın ilk yıllarında Bizans’ın, Latinlerin ve Türkmen Beylerinin istikrarı olumsuz etkileyen inişli çıkışlı politikaları karşısında ihtiyatlı bir duruş sergileyen Aydın Bey vefat etmiş, cenazesi Karacasu’daki (Esençay) türbesinde toprağa yatırılmıştı.[3]
Germiyan ordusunda subaşılık yapan büyük oğlu Mehmet Bey, babasının yerini almış, kaybedilen toprakları yeniden kazanmak için merhum Menteşe Bey'in damadı Sasa Bey’le anlaşıp Bizans ve Latinlerle mücadeleye girişmişlerdi
1304 yılında Efes, Tire, Ödemiş, Birgi, Keles ve Selçuk’u, 1307 yılında Aydın ve Güzelhisar çevresini, Yukarı İzmir kalesi (Kadife Kale)’ni ele geçirmişlerdi.
Menderes havzasında tek başına hâkimiyet kurmak isteyen Mehmet Bey, Menteşeoğulları’nın Büyük Menderes Nehrinin güneyi ile Menteşe şehri arasındaki bölgeye çekilmesini gerekli görüyordu. Fakat Sasa Beyle bir türlü uzlaşma sağlanamayınca 1308 yılında Ödemiş ovasında karşılaşmışlar, muharebenin galibi Mehmet Bey olmuş, Sasa Bey hayatını kaybetmişti.
Mehmet Bey, güçlü rakibinin ortadan kalkması ve Menteşeli askerlerin Menteşe’ye çekilmesiyle bölgedeki devlet yöneticilerine zafernamesini göndermiş, Birgi merkezli Aydınoğulları beyliğinin kuruluşunu ilan etmiştir.
Artık beyliğine meşruluk kazandırması gerekiyordu. Devlet işleri için divan oluşturmuş, vilayetlere vali atamıştı. Tarım arazileri için fermanlar çıkartmış, sosyal amaçlı vakıflar kurmuş, kadılık, memurluk ve askerlik gibi önemli hizmetlerin kanunnamesini hazırlamıştı.
Selçuk’ta donanma oluşturmuş, atlı ve yaya hassa birlikleriyle denizcilerin donanımı, silah ve teçhizatını en gelişmiş modelleriyle değiştirmişti.
Değerli kâğıtlar ve yazışmalarda ismini vasıflandıran, karakterini belleten “Ulubey” unvanı ile “Mübarizeddin” lakabı kullanmış, adına sikke kestirmişti.
Bizans, Cenevizliler, Venedikliler ve Rodos Şövalyeleri ile ticari ilişkiler yürütmüş, hububat, dokuma ve metal ürünlerinin dış satımıyla ilgili anlaşmalar imzalamıştı.
1328 yılında İzmir’in sahil kesimini Cenovalılardan teslim almış ve ikinci donanmasının komutanlığına atadığı oğlu Umur Bey ile Ege ve Marmara denizlerinde muazzam askeri başarılar kazanmıştı. Çaka Bey ve Sultan Alaaddin Keykubad’dan sonra sessiz bir dönem geçiren Türk Denizciliğini en parlak günlerine ulaştırmıştı.
Bu konuda belirtmek istediğim bir diğer husus ise Umur Bey’in Haçlılara karşı İzmir savunmasıdır. Haçlı ordusunun Ege denizi ve sahildeki saldırılarını durdurmak için gösterdiği onurlu duruşun Türk tarihinde oldukça önemli bir yeri vardır.
Mehmet Bey, kültür ve sanat tarihimize yüksek değer vermiş, Arap ve Fars dilinde yazılmış birçok eseri Türkçeye çevirterek Oğuz Türkçesinin Anadolu’da müstakil bir yazı dili haline gelmesinde öncülük yapmıştır. Ülkesini cami, mescit, medrese, kütüphane, türbe, han, hamam, köprü, çeşme, imaret gibi birçok mimari eserlerle süslemiştir.
Türk töresine bağlı kalmış, iki nehrin arasındaki beylik arazilerini oğulları arasında bölüştürmüştür. Selçuk ve Sultan Hisarı’nı büyük oğlu Hızır Bey’e, İzmir’i Umur Bey’e, Ödemiş’i İbrahim Bahadır Bey’e, Tire’yi Süleyman Bey’e vermiş, en küçük oğlu İsa Bey’in yanında kalmasını uygun görmüştü.
Aydınoğulları beyliği 1390 yılında Osmanlı hâkimiyetine girene kadar Ege bölgesinde görkemli zenginliğiyle bir asır hüküm sürmüştür. Bağımsızlığın kaybedilmesiyle giderek zayıflamış, 1426 yılında Osmanlı’ya karşı mücadele eden Cüneyt Bey’in ailesiyle beraber İzmir’de öldürülmesi üzerine varlığını tamamen kaybetmiştir.
Osmanlı’nın Aydınoğulları gibi Türkmen beyliklerini ilhak edişi konusunda öne sürülen “Türk birliği” düşüncesi siyasi bir tezdir ve gerçeği yansıtmaz. Osmanlı İmparatorluğu ihtiyaçlarını ve gelecek endişesini gözeterek beyliklerin mülklerine hiç sakınmadan el koymuştur.
***
Kaynakça:
(i)Hikmet Akın, Aydın Oğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, 1947, Erişim Tarihi:02.02.2022, (http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr).
(ii)Murat Keçiş, Aydınoğulları Beyliği Bizans Devleti İlişkileri, 2003, ErişimTarihi:04.02.2022, (https://dspace.ankara.edu.tr/).
Dipnotlar:
[1]Aydın İli, Aydınoğulları’nın bölgeye hâkim olmasından önce bu bölgeye hâkim olan İznik İmparatoru Laskaris’in adından dolayı kaynaklarda Leşkeri İli (Laskaris’in toprağı) adıyla da geçmektedir.
[2]Karia, Anadolu'nun güneybatısında günümüzde Muğla’nın kuzey kısımları ve içerideki bölgeye denk gelen coğrafyanın adıdır.
[3]Aydın Bey’in Karacasu’daki ve oğlu Mehmet Bey’in Birgi’deki mezarlarından çıkarılacak kemik bakiyelerden antik DNA testi yapılmalı, Karacasu’daki mezarın Aydın Bey’e ait olup, olmadığı tartışmaları sonlandırılmalıdır.