Bir toplumda tarihi günlerin anlamı ve değeri diğer bir çok günlerin üzerindedir.
Türk milletinin geleceği de, bugün andığımız 18 Mart şehitler günü sayesindedir.
Kahraman askerlerimizin verdiği son nefesleri sayesinde , bugün bizler nefes alıp vermekteyiz.
Rahmetli Özal ‘a ilişkin bir anekdot , bu anlamlı günün değerini en yücelten ifadedir.
Dönemin Başbakanı Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bu olay şöyle anlatılır:
Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş,
Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş
ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi:
“Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok..!
” Turgut Özal'ın “Nasıl yani ?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı:
“Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız.
Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir,
dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir
ülkemizin gücünü gösteririz.
Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazaki'ye götürür,
orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki:
Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye
sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.” Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!” Japon uzmanın cevabı tokat gibidir:
“Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”
Bugün şehitliklerde anacağımız kutlama törenlerine rağmen , şehitlerimize ne yapsak borcumuzu ödeyemeyiz.
Ruhları şad olsun.
*****
Yerel seçim propagandaları hızla devam ediyor.
Ülkemizin seçim nedeniyle asli çalışmalar ve üretim sekteye uğruyor.
neredeyse her yıl bir seçim , bir referandum ile geçti son üç beş sene.
Herkes inşallah son olacak , bir büyük finalin , yerel seçimlerin daha , nasıl sonuçlanacağını merak ediyor. Gerginlik , atışmalar, etik dışı söylemler , hiç de tasvip edilmeyen olaylar, aslında bir korkunun güvensizliğin , kendinden emin olamamanın göstergesi.
Her seçimden sonra artarak çok daha fazla gergin ortamın yaşandığı güzel ülkemde siyasetin amacından çıkıp, halka hizmet için amaç değil, araç haline geldiğini görmek çok üzücü.
12 Eylül de ,kahvelerini , bakkallarını bile ayıracak derece de siyasetin bulaştığı necip Türk milleti neredeyse aynı günleri yaşıyor.
Sormak geliyor içimden “ nereye payidar “..?
Tarih tekerrürden ibarettir, ders almayanlar için.
Beş yıl önce “komşu sınır dostlarımızla “Sıfır düşmanlık “
İlkesiyle başlatılan proje kısa zamanda “ sıfır dostluk” a dönüştü.
Sınırımız dışında bile düşmanlarımız doğdu.
İslamofobi okyanus ötesi yeni Zelanda da yine hortladı.
Paralel olarak türkofobi olarak tüm dünyaya yayılıyor.
Bir cephede bu kadar düşmanla karşı karşıya gelmek akıllı bir strateji değil.
Dış siyasette sadece Azerbaycan ve Pakistan dışında, tüm ülkelerle çıkar ilişkisi oldukça dostumuz var. Kıbrıs olayında kaçı yanımızda dost bildiklerimiz..? ya yere, göğe sığdıramadığımız , ümmet bağı olan Araplar yanımızda mı..? Hep biz mi haklıyız , Yoksa biraz da biz mi hatalıyız..? Hatamız varsa nerde..? diye düşünmek lazım.
*****
Marka olmak nasıl bir şey..? sözle MARKA ŞEHİR deyimini on yıldır dilinden düşürmeyen siyasi hatipler, özde ne yapıyorlar..? Ne seçilen vekiller, ne de belediye başkanları bu konuda bir fersah ileri gidemediler.
Bunu başaran kentlerin afişleri oldukça renkli ve anlamlı.
İlçelerde bile gururla astıkları afişler adeta o kentin markası.
Örneğin Akhisar’da işte bu afiş “9000 yıllık tarihiyle Marka Kent “ olmakla
Öğünüyor Akhisar.
Akhisar yaklaşık 100 bin nüfuslu Manisa’nın bir ilçesi , Nazilli Söke gibi.!
Bir başka afiş de ise ,” 12 milyon zeytin ağacı “ yazılıydı.
Demek ki kişi başına 120 tane ağaçla zeytin üretiminde iddialı bir yeri var anlaşılan.
Bu güzel ilçe Akhisarspor’u ile , bir çok dev klubün yer aldığı süper lig de ,kentin ayrı bir markası yıllardır. Dört büyükleri dize getiren ve adı futbolla ünlenen bu orta halli ilçe işte bir MARKA ‘dır.
Marka sözde değil, işte böyle olunur, Futbolda , antik kentte, zeytin ve zeytinyağında bir marka Akhisar.
Hatta tarihte de , mizahta da öyle.
İşte bu anekdotta..!
Şair Eşref’in tayini Sivrihisar’a çıktığı zaman canı çok sıkılır.
Hiciv ustası ünlü şair alır kalemi eline ,
yakın dostu İzmir Valisine şu dörtlük ile bildirir:
Sivrihisar yerine Akhisar’a gitmek arzusunu,
“Beni Sivrihisar’a merhamet et otutturma Kerem kıl , Akhisar’ı,dersen İzmir’den ırak olsun Mücerred bir hisara gönderilmekse eğer maksat Efendim başı sivri olmasın da, bari ak olsun”
Türkçesiyle,Diyerek madem tayin edeceksiniz, Ucu sivri olan Sivrihisar ‘a değil başı ak olan Akhisar’a gönderin dediği Akhisar ilçe içinden geçilen ana yolda bu afişlerle tarihine ,
Futbol takımıyla 1. Lige, Zeytin ağaçlarıyla marka ürüne sahip çıkıyor.
Aydın ,Akhisar’dan çok daha fazla,arkeoloji ve antik kent zengini .
Ama bir çoğunun yerini Aydınlıların bile bilmediğine eminim.
Yeni müzeye , Tralleis’e yaraltı askeri sığınağı ve deposu Arsenal’e kaç Aydınlı gezmiştir sizce..? Bir hafta sonu hanginiz en yakın ören yeri ne , Tralleis’i ,Nyssa’yı,Magnesia’yı kaç kişi gidip gezdi gördü..?
Ama Akhisarlı işte kentini böyle sahip çıkıyor…!
Nasıl Nazilli “uzun yaşama merkezi “ gibi haklı bir sloganla markalaştığı gibi,
Her zaman yazdığım gibi her ilçe ve kent kendi MARKA ŞEHRİNİ yaratıyor.
Bunu da şehrin en işlek ana caddesine asarak,
Herkese ilan ediyor.
Aydında ise tam tersine ,
Her yerde seçim afişi, parti brandası.
Bu vatanın tarihine , eserlerine sahip çıkanların ,
Yanında olacağımıza, hep yalnızlığa itiliyoruz..!
Bir türlü marka şehir diye yırtınanlar “ bu marka’nın “ ne olduğuna karar veremiyor.
Aydının sevenleri ve Aydın sevdalıları ,
Sayın Aydın valisi sayın Yavuz Selim KÖŞGER,
Aydın şurası için çalışmalara başlanıp, Üniversiteler, Sivil Toplumlar, yerel yönetimler ve olmazsa olmaz yerel basın bir araya getirin, artık markamızı masaya yatırıp , adını koyalım..!
Antik kentleri mi, İnciri’mi, balı mı, pamuğu mu, zeytin mi zeytintyağı mı..? Yoksa masada kalan hasta misali , bu kent İzmir – Denizli arasında rüştünü bir türlü ispat edemeyecek..!
Tüm bu ilgisizliğe rağmen , Aydın dan bir avuç tiyatrosever, beşparmak dağlarındaki Göbeklitepe ile yaşıt olabilecek binlerce yıllık kaya resimlerini ortaya çıkaran Annelise Peschlow adındaki Alman vatandaşı bilim kadınına saygı sunmak için geçen hafta
Berlin’e gittiÖzel bir iki eğitim kurumlarının desteklediği LATMOS’A VEFA projesini , başkaca hiçbir resmi kurum destek vermedi maalesef. Borç harç kendi imkanlarıyla , kitap satışlarından elde ettikleri mütevazi bütçe ile matine ve suare iki oyun sahneye koydular.
Başta idealist Hüsnü Ertung hocam olmak üzere bu vefalı grubu kutluyorum.
Kültür ve sanat etkinlikleri adına kamu desteğinin eksikliğini tüm okurlarımızla paylaşmak istiyorum.
SÖZÜN ÖZÜ :
ÖLDÜKTEN SONRA YAŞAMAK İSTERSENİZ KALICI İŞLER YAPIN VE BIRAKIN..!