Ankara… Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek başkenti. Kasım aylarını hüzünle geçirir. Koca çınar ağaçlarının sararan yaprakları, gövde anaya veda ederken yaşanan sanatsal törenler bir başka olur.
Yaprak, rüzgâr varsa savrulur, yağmur yağıyorsa ıslanır, sırılsıklamdır. Üzerinde yürürken taban altlarımızdan sesler duyulur. Onar vedanın son çırpınış aryalarıdır, ayırdında olamazsınız.
Başkentli için 10 Kasım hüznü, işte böylesine bir senaryonun yazımı ile başlar. Başrolde milyonlar vardır. Ankaralı, İstanbullu, İzmirli, Bursalı, Adanalı, Diyarbakırlı… Özcesi Türkiyeli. Anıtkabir'in o görkemli yapısında onur, gurur, gözyaşı… Vatan, bayrak ve büyük önder Atatürk'e duyulan sınırsız sevgi… ve bu güzel ülkeyi bize armağan edenlere olan bağlılığının göz yaşartan sahneleri. Ve de düşünce selinde kaybolan yurtsever halkımın gözyaşları.
Maziyi çağırırsınız, dakikasında gelir. İşaret verirsiniz başlar konuşmaya: “Burada huzur içinde yatan dahi insan, Türklerin atasıdır. Silah arkadaşlarıyla birlikte tüm dünyaya kafa tutarak bu aziz vatanın sınırlarını çizmiştir. Devrimleri örnektir, söylemleri literatürlere geçmiştir. İngiltere kraliçesi Elizabeth'in yaşamı süresince en az elli kez tekrar ettiği Yüce Atatürk patentlidir.
Atatürk'ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim” söylemi İngiltere kraliçesinin Edinburgh kentinde kendi adıyla inşa edilen spor salonuna girişte, güzel Türkçemizle birlikte tam beş lisanla birlikte yazılmıştır.
ANKARA…
ATA'NIN KENTİ,
TÜRK HALKININ TEMEL DİREĞİ
Küba'nın devrimci lideri Fidel Castro, bugün tüm dünyada egemen olan “Küba boksu”nun, Atatürk'ün bir spor söyleminden esinlenerek geliştirdiklerini açıklamıştır:
“Bir ülkenin gençlerine, kendi yapılarına uygun spor yaptırılmalıdır.”
Parçalanan Yugoslavya ülkesinin faşist lideri mareşal Tito, Yüce Önderin manevi kızı Ülkü ile birlikte Florya'da çektirdiği tarihi deniz fotoğrafından esinlenerek verdiği pozların son dakikada, kopyacılık olur' diye yayına sokulmadığını, İtalya'nın önde gelen gazeteleri, Corriere dello Sport ile La Gazzetta delle Sport, “Türklerin Atası, Tito'ya örnek oldu ama Tito korktu” şeklindeki başlıklarla duyurmuşlardı.
10 Kasımları ve 9'u beş geçeleri gösteren zaman dilimleri, yaşamımın hüzün kervanlarıdır. Her yıl aynı yükle ve yüreğimi dağlarcasına önümden geçerek Anıtkabir'e giderler. Arkalarından binlerce insan seli ile birlikte beni de götürürler. Kahredici bir ikilem yaşarım Ata'mın huzurunda. Ölümüyle kahrolurum, eserleriyle Türk olmanın onurunu yaşarım. Gözyaşlarım sevinç ve hüzün havuzlarından olarak avuçlarımı ıslatır. Böylesine büyük bir insanın özcesi dâhinin fikirlerini, devrimlerini ve ülkesine hizmeti bir türlü özümsemeyenlere doğrusu bu ya kahır yağdırırım. Oysa ki; büyük liderler kendi halkının varlığını simgeleyen yapılar için çok değerli ve güzel sözleri söylediklerinde halkı mutlu etmişlerdir. Ancak yüce liderin, “Ne mutlu Türk'üm diyene” söylemi, dünya var olduğundan bu yana bir topluluğu yani aziz Türk ulusunu bu denli mutlu etmemişti.
Ankara… Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek başkenti. 10 Kasımların hüzün kenti. Büyük Ata'sını yitiren asil Türk ulusunun gözcüsü sözcüsü. Yaşamın en değerli varlığını gözünü kırpmadan bekleyen nöbetçi.
Edirne'den Ardahan'a, Trabzon'dan Şırnak'a, tüm vatan parçasını kapsayan Türk varlığının Atası'na en yakın karakolu. Sararan yaprakların Anıtkabir nöbetlerini, çok ünlü bir ressamın fırça maharetiyle yeşil ve tonlarına çeviren kent. Ata'nın kenti, Türk halkının temel direği…