BAĞIŞLAMA VE HOŞGÖRÜ

Atatürk, yaşantısının her döneminde hoşgörülü olmuştur. Baskıcı zihniyetin, insanın insan olma değerini yok ettiğine ve gelişme duygusunu körelttiğine inanmıştır. Demokratik ülkeler ile demokratik olmayan ülkeler arasındaki gelişmişlik farkı bu gerçeğin göstergesidir. Atatürk’ün amaçladığı demokratik toplum; baskının olmadığı, fikirlerin serbestçe söylendiği, vatandaş olma bilincinin geliştiği ve hoşgörünün her alanda egemen olduğu bir modeli görmektedir. Özgürlük ve hoşgörü temeline dayanan demokratik toplumda, tek bir konuda hoşgörülü olmak hakkı yoktur. Aşağıdaki anı, Atatürk’ün bağışlama ve hoşgörü konusundaki düşüncelerini yansıtması açısından önemlidir:

İmzasını okuyamadığım bir avukat şöyle yazıyor: “Atatürk’ten söz ederken “düşmansız adam” demiştiniz. Kendisinin ağzından duyduklarımı bu nedenle tekrarlayayım: 1936 yılında, Ankara’da Ankara Palas Oteli’nin alt salonunda Çocuk Esirgeme Kurumu’nun balosundaydık. Atatürk, herkesin dans etmesini, eğlenmesini istiyordu…

Atatürk’ün yemek masasında Bay Şükrü Saraçoğlu bulunuyordu. Bugünkü gibi aklımda: Atatürk’ün üzerinde koyu kurşunî bir elbise vardı. Elinde düz beyaz keten bir mendil tutuyordu. Sonradan yanına, Konya Milletvekili General Ali Fuat geldi. Arka tarafta uzaktaki bir masada da General Rafet oturuyordu. Önder, birdenbire başını çevirdi. Masasına General Rafet’i çağırdı ve birden, dans, neşe içinde, sesi yükseldi. Müzik de durdu. Aynen ezberimden söylüyorum, şu sözleri söylediler:

“Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. İlkel toplumlardır ki, kan davası güderler. Bağışlamaya, hoşgörüye dayanmayan uygarlık, zorbalığa dayanan uygarlıktır ki, çöker… O, uygarlık değildir.”

Sesi yavaşladı yine yükseldi:

“İlkemiz iyi, güzel ve doğrudur… İyi ve güzelsiz, doğru olmaz… Daima, her zaman, her yerde iyi, güzel ve doğrudur… İyi ve güzelsiz doğru olmaz… Daima her zaman, her yerde iyi, güzel ve doğrunun birlikte olmasıdır. Her zaman ve her yerde bağışlama… Bağışlama ve hoşgörü… Ancak ve ancak ulusal davalarda, ulusal kalkınmada, sonuçları topluma etkili olan işlerimizde hoşgörünün yeri yoktur. Kişisel kinleri, kişisel düşmanlıkları körükleyen ve güdenler ancak ve ancak ilkel toplumlardır.

*SEVGİ HOŞGÖRÜYÜ DOĞURUR, HOŞGÖRÜ BARIŞI DOĞURUR.