Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

BİLİMİN MERKEZİ DOĞU’YA KAYARAK DÜNYALILAŞTI

Mısır’dan yüksek kaliteli kumaşların, Suriye’den madeni mamullerin,Lübnan’dan cam eşyaların, Yemen’den buhur ve baharatların, İran’dan halı, kumaşve nakışlı işlemelerin, Horasan’dan altın, gümüş ve mermerlerin, yollara düzülenkervanlar ve gemilerle imparatorluğun bir köşesinden diğer bir ücra köşesinetaşınması, ancak temelinde büyük bir bilimsel gelişme bulunan uygarlıksayesinde yapılabilmekteydi.

Uygarlık ve bilimsel atılım, insan hayatının her yöndendevrimcileşmesiyle mümkündür. Uygarlıklar felsefi-siyasi öncü konumlarıyla,merkezi siyasi otoriteleriyle, coğrafi fetihleriyle, askeri başarılarıyla,ekonomik ilerlemeleriyle ve en sonunda da bilimsel ataklarıyla uygarlıklarhaline gelirler.

8.-12. Yüzyıllar arasında Emevi ve Abbasi henadanlığı süresince önceBatı’ya ve sonra da Doğu’ya yönelen Arap-İslam İmparatorluğu, Sümer, Asur,Babil, Hint, Mısır, Grek ve Roma uygarlıklarının kültürel birikiminiözümseyerek bilimi önemli ölçüde dünyalılaştırdı.

Bilim dünyası, antikçağın Hipokrat, Batlamyus, Heraklit, Pitagoras,Aristoteles’inden sonra şimdi de Doğu’nun matematikçisi, gök bilimcisi, hekimi,coğrafyacısı, eczacısı, felsefe ve siyaset adamları olan el Hazen, Sufi, İbnSina, Beyruni, El-Kindi, Farabi, İbn Rüşd, el Me’mun, Ömer Hayyam, İbn Haldunve diğerleriyle tanışıyordu.

Ne var ki, zamanla hız kaybeden Arap-İslam atılımı, sefih bir sarayyaşamının ticaret ve üretimde yol açtığı tıkanma, iç bölünme, kuzeyden gelengüçlü dış saldırılar ve Gazali’nin felsefe-siyaset alanında önderlik ettiğidinsel dogma yüzünden duraksamaya başladı. Ardından gelen Haçlı Seferleri veMoğol istilası, Ortadoğu merkezli bilimsel atılımların tümden durmasına nedenoldu. Böylece bilim ve uygarlık merkezi, 12. Yüzyılın sonlarından itibaren,adım adım Asya’da yükselen ve Müslümanlığı yeni kabul etmiş Türk kökenlikavimlere kaydı.

Türkler bilim ve uygarlık dünyasına taze kan getirmekle kalmamış,aynı zamanda Orta Asya ve Çin buluşlarını da özümseyerek, yüksek düzeyde birsentez yaratmışlardı. Artık bilim, Çin’den Atlantık kıyısına kadar yayılan bircoğrafyada etkinlik gösteriyordu. Bilim ve yazın dünyasının en büyük eserleriDoğu’da iki dönem arka arkaya ortaya çıktı. Dil, edebiyat ve kahramanlıklarüzerine yazılan eserler, strateji kitapları, felsefi makaleler, devlet vetoplum üzerine yazılan siyasetnameler, gökbilim hakkındaki yapıtlar, tıp veeczacılık kılavuzları, Çin Seddi’nden Kuzey Afrika’ya ve oradan da Kuzeyİtalya, İspanya ve Güney Fransa’ya kadar yayılıyordu.

Bu sayede Bağdat, Şam, Basra, Kahire, Musul, Gundişapur, Merv,Herat, Horasan, Semerkand, Harzem gibi bilim merkezleri, Farabi, İbn Sina, ÖmerHayyam, İbn Rüşd, İbn Haldun, İbn-Türk, Harezmi, Yusuf Has Hacip, KaşgarlıkMahmut, Fergani, Firdevsi, Nizamü-l Mülk, Beyruni, Nasrettin Tusi, GazneliMahmut, Ali Kuşçu ve Uluğ Bey gibi büyük siyaset, kültür ve bilim adamlarıyetiştiriyorlardı.

1299 yılında kurulan Osmanlı İmparatorluğu ise Doğu’nun bilimmirasını devralarak, önce çürümüş Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olanİstanbul’u fethetmiş ve ardından da Balkanlar’dan öteye yayılarak, uygarlıkmirasını 16. Yüzyıla kadar devam ettirmiştir.