Ali İhsan Özçakır

Ali İhsan Özçakır

BOŞ GEÇEN DERSLER...

Öğrencilik yıllarımızdaki anılarım canlandı. Nöbetçi öğretmenin “Evladım gir içeri ! Koridorda dolaşma! Gürültü yapma !” uyarıları arasında, sınıf başkanının “Arkadaşlar, Fizik öğretmeni yokmuş. 2 ders boş! Yerlerinize geçin!” haberi üzerine mutluluktan daha da coşan Lise 9.sınıftaki bizler, yüzü gülmez Fizik öğretmenine “iyi ki gelmedi” dercesine “oley! “haykırışları arasında sıra aralarında gezmeye başlardık. Hemen arkasından da sınıfın kapısı kapatılır, sessizlik konumuna geçilirdi zira başka bir öğretmenin gelip ekstra ders işlemesini veya nöbetçi öğretmenin başımızda dikilmesini önlemeye çalışırdık.

Günümüzde, “online eğitimde” devamlı evde kalmak zorunda olan öğrencilerin; elektrik kesilince, bilgisayar ya da tablet arızalanınca, ne kadar rahatladığını görebilirsiniz.

Öğretmensizlik nedeniyle “boş geçen dersler” için daha sonra “yetiştirme kursları” adı altında ders açığı kapatılmaya çalışılırdı ama acısını yine biz öğrenciler çekerdik. Konular aslında yetişmezdi. Genelde okulun ilk açıldığı günlerde de ders programının “oturmamasının” sonucu da bazı dersler zorunlu boş geçerdi. Bu derslerde çoğu kez eksik ödevler yapılır, yakındaki sınavlara çalışılırdı. Bazı arkadaşlarımız da şiir veya kız arkadaşlarına mektuplar yazardı. Bazıları da gevezelik ederdi.

Sınıf başkanı ile arası iyi olanlar ise dışarı çıkarlardı. Ancak, nöbetçi öğretmenin kürsüde oturup başımızda beklediği boş derslerde kitap okuyormuş gibi yapardık. Özellikle son iki saate denk gelen ve boş geçen derslerde, eve erken gitmek için, dersleri iyi olan arkadaşları idareden izin alınması için görevlendirirdik. Önceleri izin verirlerdi. Sonraları vermez oldular. Okulun kapanış saatinde çocuklarını almaya gelen velilerin itirazı ile bu da sona erdi.

En kötüsü de, doğum iznine ayrılan bayan öğretmenlerimizin yerine hemen öğretmen bulunamadığı zamanlarda, boş geçen derslerdi. Diğer sınıflar konularda ilerlerken “cırcır böceği ile karınca” öyküsü örneği, ileriki sınavlarda ve üniversiteye girişte acısını çekerdik.

Hasta değilken rapor alarak derse gelmeyen öğretmenler aklıma geldi. Hiç mi düşünmezlerdi öğrencilerinin yetişmelerini? Vicdan azabı da mı çekmezlerdi? Hasta değilken, onlara rapor veren doktorlara ne demeli? Bu şekilde davranan öğretmen ve doktorların kendi çocuklarının kısa ya da uzun süreli boş geçen dersleri olsa, hemen yöneticileri suçlayıp şikayetlere başlarlardı diye düşünüyorum.

Günümüzde olduğu gibi, özellikle küçük yerleşim birimleri ve köylerde öğretmen açığı yüzünden “boş geçen dersler”in doldurulması büyük bir sorun olmaya devam edecektir.

Kalpleriniz boş kalmasın, sevgiyle dolsun.

Saygılarımla…