Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

TÜRKÇE’NİN DÜNÜ VE BUGÜNKÜ SORUNLARI

Toplum ve insan hayatı antik Roma devrinden kavimler göçüne, coğrafi keşiflerden sanayi devrimine kadar büyük dönüşüm ve gelişmelere sahne olmuştur.

Bu süreçte bağımsızlığını kaybeden insan toplulukları Amerika ve Afrika kıtasında görüldüğü gibi ana dillerini değiştirmek zorunda kalmıştır. Dil terkinin diğer nedenleri arasında ekonomik, politik, kültürel ve dini sebepler bulunmaktadır.

Günümüzde ise bilişim çağının getirdiği yeniliklerle dil, lehçe ve ağızlarda değişimler yaşanmakta, bu da yetmezmiş gibi ileri kültür dilleri teknoloji kullanan bütün dillerin geleceğini tehdit etmektedir.

Nitekim BM’nin 2009’da yayınladığı Dünya Dil Atlasında; 7 bine yakın dilin kullanıldığı dünyamızdaki nüfusun tamamına yakınının 10 büyük dili konuştuğu, Türkçe dâhil diğer dillerin yüzde 40’nın yok olma tehlikesi yaşadığı açıklanmıştır.

BM’nin bu raporu, teknolojik gelişmelerin dünyayı tek dilin konuşulacağı küresel köy haline getirdiğini göstermektedir. Ayrıca ülke yönetimlerini dil konusunda gerekli önlemleri alması konusunda uyarmaktadır.

Bu kapsamda Türk dilini yabancı dillerin etkisinden korumak için Cumhurbaşkanlığının 30 Ocak 2021 tarihli genelgesiyle içinde bulunduğumuz 2021 yılı, Yunus Emre’yi vefatının 700’üncü yılında anma ve Türkçeyi kutlama yılı ilan edilmiştir.

Yerinde bir karar olduğu kesin ve tartışmasız. Ancak ses bayrağımız Türkçenin büyük şairi Yunus’u anmakla kalınmamalı, Yunus’un arı duru Türkçesinin sorunlarını tartışmalı ve çözüm önerileri geliştirmeliyiz.

Türkçenin özensiz ve yanlış kullanımı, öğretimindeki yetersizlikleri, yabancı kökenli sözcüklerin artışı, bilişim çağına uygun terim üretilemeyişi gibi çok çeşitli sorunları vardır.

Bu sorunlar geçiştirmeci anlayıştan kaynaklandığı kadar bir bölümü de diline gerekli özeni göstermeyen konuşurlarına aittir. Doğrusunu isterseniz Türkçenin tarihsel gelişimine ve sorunlarına duyarsız kalanlar sorun çözerlerin iş yükünü kat ve kat artıracaktır.

Türkologlar, Ural-Altay dil ailesinden ayrılarak bağımsız bir dil şeklinde gelişen Türk dilini; İlk Türkçe, Eski Türkçe, Orta Türkçe ve Yeni Türkçe olarak dört asıl devrede incelemiştir.[1]

İlk Türkçe (Erken Türkçe) döneminin başlangıcı için kesin bir zaman verilmemekle birlikte MÖ 3500’lü yıllardan MS 6’cı yüzyıla kadar geçen süreç gösterilir. Bu dönemde Türk diliyle yazılmış hiçbir edebi eser bulunmaz. Ancak taş ve metal yüzeylere runik simgelerle kazınmış bazı belgelerin yanı sıra Uygurca Manihesit ve Budist sutra çevirileri vardır.

Eski Türkçe devrinde (MS 7 - 9. yy.)’nde ise Göktürkçe ve Uygurca edebi ürünler verilmiş, Karayca din kitapları yazılmıştır. Göktürkler Orhun kitabeleriyle edebiyatımıza söylev türünde eşsiz eserler kazandırmıştır. Uygurlar, dünyanın ilk ciltli kitapları arasındaki yazmaları, Hazarlar (Karay) Tevrat çevirisi yanı sıra dua/yakarış kitapları ortaya çıkarmıştır.

Orta Türkçe (MS 10 - 15. yy) devrinde yazı dili haline gelen Türkçeyle çok sayıda eserler verilmiştir. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular döneminde bir taraftan İslamiyet’e geçilirken diğer taraftan idari, hukuki, edebi, dini ve bilimsel kitaplar yazılmıştır.

Bu dönemin diğer bir diğer özelliği ise Doğu’da Hakaniyece ve Harzemce Batı’da Oğuz Türk lehçelerinin gelişmesidir. Burada yeri gelmişken bugünkü İngilizcenin ortaya çıkışının da 11. yüzyıla denk geldiğini belirtmek isterim.[2]

13. yüzyıla gelindiğinde Yunus Emre ve çağdaşı şair ve yazarların kimlik kazandırdığı Batı Türkçesi (Eski Anadolu / Oğuz Türkçesi) yapı ve işleyişiyle her gereksinime uygun sözcük üretebilecek güce ulaşmıştır.

16. yüzyılda bugün konuştuğumuz batı Türk lehçesinin kuruluş devri, yani yeni Türkçe dönemi başlarken doğu’da Çağatay Türk lehçesi gelişmesini sürdürmüştür. Osmanlı Devleti’nin en parlak dönemini yaşadığı bu yüzyıl, batı Türk edebiyatının altın çağıdır.

Yeni Türkçe devrinde eski Anadolu Türkçesinin özelliklerine bağlı kalınarak Klasik Osmanlı Türkçesi gelişmiştir. Fakat 18. yüzyıla gelindiğinde yazı ve okuma dilinde Yunus’un Türkçesinden uzaklaşılıp yabancı sözcük ve yabancı dil bilgisi kuralları benimsenmiştir. Bu bakımdan 17. yüzyıl bir geçiş devresi kabul edilir.

Türk dilinde yerlileşme akımı 19. yüzyıl’da başlamıştır. Namık Kemal gibi Tanzimatçı yazarlar Türk edebiyatına yurtseverlik, özgürlük, vatan gibi yeni kavramlar kazandırırken aynı zamanda Türkçenin yabancılaşmasına karşı çıkmışlardır.

Karamanoğlu Mehmet Beyin fermanından 744 yıl sonra 1876’da Osmanlı-Türk medeniyetinin ilk yazılı anayasasında Türkçe kullanımı zorunlu hale getirilerek dilde yabancılaşmaya karşı kısmi de olsa bir önlem alınmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçenin yabancı sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılması, halkın ortak dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesi amaçlanmış, köklü yapısal değişimlerle Türkçenin önü açılmıştır.

Bugün yeni bir dünyanın yeni kavramlarını açan bilişim çağındayız. İletişim ve medya gibi ekonomik, ticari, kültürel ilişkilerde yabancı sözcük kullanımı yaygınlaşmıştır. Ayrıca konuşma ve yazı diline yabancı sözcükler serpiştirilerek saygınlık kazanıldığı düşüncesi gelişmiştir.

Oysaki Türkçe; ses yapısı ve ses uyumuyla kusursuz bir dildir. Ses bilgisi kuralları nesnel, söz varlığı geniştir. Eklemeli dil yapısından dolayı sözcük türetme yeteneği yüksektir. Türkçenin bu zenginliğine rağmen ne yazık ki durağanlaşması ve kelime sayısının zayıflamasını önleyemiyoruz.

Türkçenin üstünlüğünü bilim ve bilgi çağıyla uyumlu hale getirmek için ülkemizin dil politikasını belirlemeli ve öncelikle yabancı terimlerin fazla yayılmadan Türk dilindeki karşılığını bulmalıyız.

Yazan: Alper UZUNGÜNGÖR

***

Kaynakça:

[1]Firdevs Güneş, Türkçenin Öğretim Üstünlükleri ve Zenginlikleri, Makale, 2016, Erişim Tarihi: Mart 2021. (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/441263)

[2]Neslihan Çelik, Türk Dili Tarihi, Makale, 2018, Erişim Tarihi: Mart 2021. (https://www.academia.edu/Turk_Dili_Tarihi)

Dipnotlar:

[1]Ural-Altay Dil Ailesinde; Fince, Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Macarca, Korece ve Japonca yer alır.

[2]Bugünkü İngilizce Normandiya dükü William’ın 1066 yılında İngiltere’yi işgal etmesiyle gelişmiştir.