Serdar Şenol

Serdar Şenol

İKİYÜZLÜ AVRUPA

Türkiye ile sosyal ve ekonomik olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana ilişkileri olan Avrupa ülkeleri tam bir güvensizlik örneği olmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu yıldan bu yana ve öncesinde Osmanlı Hükümdarlığı döneminde de biz Türklere hep bir ön yargı ve nefret söylemleriyle karşımızda oldu Avrupa ülkeleri. Sanıyorum bu huyları sonsuza dek değişmeyecek.

Sebebi sadece Türklerin Avrupa kıtasının neredeyse tamamını işgal etmesi olamaz bana kalırsa. Onlar dünyanın en mükemmel coğrafyasında yer alan ülkemizin stratejik konumunun öneminden ve hiç işlenmemiş yer altı ve üstü kaynaklarımızın varlığı tabir-i caizse iştahlarını kabartıyor. İşte bu önemli sebeplerden ötürü ülkemizin başına bela olan terör örgütlerine sahip çıkmak ve onları masum birer oluşum gibi lanse etmek işlerine geliyor. Böylece ülkemizin hem ekonomisini çökertmek hem de güçlü olduğunu bildikleri maneviyatımıza set vurmak. Bu yüzden terör örgütleriyle işbirliği yapmaktan kaçınmıyorlar, bazen çok ileri giderek o örgütlerin ağzıyla tehditler savuruyorlar. Bu ülkelerin başında İngiltere ve Fransa geliyor. Aslında bu iki ülke kendi kanlı tarihlerine baksa, Afrikalıları köle olarak kullanmak ve satmak, kuzey Afrika ülkeleri Cezayir, Tunus ve Fas'ta yerli halka katliam yaparak adeta soykırım yapmak bu ülkelerin işi değil mi?

Türkler Avrupa'dan Asya'ya, Arap yarımadasına kadar hüküm sürdü yüzyıllar boyu. Her zaman adil davrandı tebalarına, ibadet, ticaret, dil ve kültür serbestliği tanıdı hep. Avrupalıların barbar Türkler diye bizlere isim takması ise tam bir küstahlık gösterisidir. Hiçbir tarih kitabında yazmaz Türklerin barbar tavırlar sergilediği, şayet öyle kayıtlar olsaydı küstah Avrupalılar onu bugün ortaya sürmekten de geri kalmazlardı…

Fransa tarihi boyunca kendi halkına bile zalimce davranmaktan geri kalmamıştır, tarih kitaplarına bile kaydedilmiş olaylar cereyan etmiştir ülkede. Örneğin gariban halkını ağır vergiler altında ezen, vergilerini ödemeyenleri en ağır bir şekilde cezalandıran, soylu kesimini kayıran bir yönetime sahipti. Fransız devrimi diye bir dönem yaşanmıştı tarihte. Halk yoksul ve perişan haldeyken kilise babaları ve soylular zevk ve zenginlik içinde günlerini gün ediyordu. Halkın bu şekilde aşağılanıp hor görülmesi vergilerle zulüm edilmesi sırasında ülkenin kraliçesi Marie Antoinette idi. Tarihsel anlatımlara göre bu kraliçe ve onun soylu takımı zevk-i safa içinde yaşarlarken halk yiyecek kuru ekmek bile bulamıyordu. Bir rivayete göre de bu kraliçe Marie Antoinette fakir halkla dalga geçerek; ''Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler'' diyebilecek kadarda şuursuz açıklamada bulunmuş. Ama bu onun sonunu getirmiş ve halk ayaklanmalarının neticesinde 16 Ekim 1793'te Paris Concorde Meydanı'nda başı giyotin ile kesilerek idam edilmiştir.

Bu ve benzeri olaylar Avrupa'nın çalkantılı tarihi boyunca defalarca yaşanmıştır. Kendi insanına bile zulüm eden Avrupalı yöneticiler dün olduğu gibi bu gün de var. Son olarak 2018 Kasım ayından bu yana Fransa genelinde ve diğer Avrupa ülkelerinde '' Sarı yelekliler'' diye adlandırılan bir grup yöneticilere olan tavırlarını sokak eylemleriyle hala devam ettiriyor. Sonuç olarak acaba kim barbar? Kim demokrat? Kim daha halkına karşı barışçıl?