Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

93 HARBİ YAŞADIĞIMIZ EN BÜYÜK FELAKETLERDEN BİRİSİDİR

Yakın Çağ dünya tarihinin en etkili askeri ve siyasi olayları arasında gösterilen 93 Harbi, Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında 1877-1878 yılları arasında yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nin mağlup olduğu bu savaştan sonra imzalanan ateşkes antlaşmalarıyla üç kıtada hâkimiyet kurmuş bir devletin parçalanıp paylaşılması başlamıştır.[1]

19'cu yüzyıl Rusya'sı Çar II. Aleksandr döneminde yüzünü batıya dönmüş, anayasal monarşiye geçmiş, reform politikalarıyla devlet ve toplum yapılanmasını baştan aşağı yenilemiş, ekonomik ve askeri bakımdan olağanüstü güçlenmişti. Dış politikası (panslavizm) çerçevesinde Volga boylarında ve Türkistan topraklarında Türk ülkelerini yutmuş, Kırım'ı egemenliğine almış ve sıra Balkanlarda Ortodoks Slav birliği kurmaya gelmişti.

Osmanlı Devleti, toplumsal çözülmenin sancılarını çekiyordu. Yenileşme hareketleri boşa çıkmış, Balkanlardaki isyan ve ayaklanmalar önlenememişti. Mısır, Ege adaları ve Kıbrıs sorunu patlak vermiş, dış borç ve faizler ödenemeyecek derece yükselmişti. Padişah Abdülaziz'in 45 günlük Avrupa seyahatinden bir sonuç alınamayınca otorite boşluğu doğmuş, kamu düzeni bozulmuştu.

Siyasi kargaşa ve bunalımı önlemek isteyen Babıali'nin girişimiyle önce Abdülaziz daha sonra V. Murat “Hal” fetvasıyla tahtan indirilmişti. Tahtın varislerinden II. Abdülhamit, Babıali'ye hâkim görüş Genç Osmanlılar hareketinin temsilcisi Mithat Paşa'yla buluşmuş, Anayasal düzen sözü vererek 1876'da tahta çıkmıştır. Padişahın girişim ve izniyle 23 Aralık 1876'da I. Meşrutiyet ilan edilmiş, ilk Türk Anayasası Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş, Meclis kurulmuştur.

İngiltere, İstanbul dışında toplanan Tersane konferansında alınan kararların etkisiyle Balkanlardaki nüfusun Rusya'ya yakınlaştığını öngörünce yeni bir siyasi manevrayla 31 Mart 1877'de Londra konferansını düzenlemiştir. Fakat II. Abdülhamit, içişlerine müdahale saydığı Londra protokolünü reddetmiştir. Rusya, Osmanlı'nın bu tutumunu savaş nedeni ilan etmiş, 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan (Romanya)'a girerek Osmanlı Devleti'ne savaş açmıştır.

Rus kuvvetlerini karşılamak, durdurmak ve dağıtmak üzere harekete geçen Osmanlı ordusu; Merkez karargâhını Şumnu'da kurmuş, Tuna Nehri boyunca açtığı cephelerde 180 bin askerini konuşlandırmıştır. Ayrıca Doğu'dan gelecek saldırılara karşılık Kars, Ardahan ve Doğubeyazıt cephelerinde 55 bin askeri mevzilendirmiştir. Rusya ise 160 bini Tuna cephesinde olmak üzere 280 bin asker mevcudu ile hücuma geçmiştir.

Rusya'nın Hristiyanları koruma görüntüsü altında Osmanlı Devleti'ne karşı başlattığı 93 Harbi, çetin mücadelelerle geçmiş, her savaş gibi ardında nice kahramanlar bırakmıştır. Plevne savunması kahramanı Gazi Osman Paşa'nın unutulması imkânsızdır. Erzurum'a çekilen Osmanlı ordusunun Aziziye Tabyasını olağanüstü savunması, Nene Hatun'un insanüstü gayretleri tarihimizdeki destansı yerini almıştır.

Türk ordusunun silah ve mühimmatı eksikliği yoktu. Asker sayısı yeterliydi. Ancak birliklerin moral desteğe, toplama askerlerin eğitime ihtiyacı vardı. İnisiyatif kullanamayan komuta kademesi liyakatsizdi. Paşalar arasında iftira yayılmış, emir komuta sistemi bozulmuştu. Donanmanın da Haliç'e hapsedildiği gözönüne alındığında büyük bir savaş felaketi kaçınılmaz olmuş, cepheler çökmüş, ordu dağılmış, şehitler vurulduğu yerde kalmış, esirler memleketlerine dönememiş, firariler meçhule bırakılmıştır.

Tuna Nehrini aşarak Edirne'yi teslim alan, buradan İstanbul'a ilerleyen ve Ayastefanos (Yeşilköy)'a kadar gelerek karargâh kuran Rus ordusu, doğu cephesinde de üstün gelerek Erzurum'u kuşatmıştı. Yaklaşık on ay süren 93 Harbi'nde cepheye gitmek bir yana sarayın dışına dahi çıkamayan II. Abdülhamit, 19 Ocak 1878'de Rusya'dan mütareke istemiştir.

3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Ateşkesiyle Balkanların tamamen Rusya'nın kontrolüne geçmesi üzerine İstanbul'a donanma filosunu gönderen İngiltere, Ayastefanos antlaşmasına itiraz ederek Berlin'de yeni bir kongre tertipleneceğini bildirmiş, savaştan yorgun düşmüş Ruslar'da herhangi bir tepki gösterememiştir.[2]

Bu arada, Balkan topraklarının kaybedilmesine, savaşın yönetilememesine, İstanbul'a göç eden Balkan Türklerinin perişan haline isyan eden vaiz ve gazeteci Ali Suavi, beraberindeki bir grup arkadaşıyla 20 Mayıs 1878'de Çırağan Sarayını basmış, gözaltında tutulan II. Abdülhamid'in ağabeyi V. Murat'ı tekrar tahta çıkartmak istemiş, zaptiyelerin müdahalesiyle canından olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin de üye olduğu Berlin Kongresinde alınan kararlar, 13 Temmuz 1878'de imzalanan antlaşmayla yürürlüğe girmiştir. Buna göre; Osmanlı eyaletlerinden Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığına kavuşmuştur. Bulgaristan, Bosna Hersek, Girit ve Arnavutluk özerklik kazanmıştır. Kıbrıs İngilizlere teslim edilmiştir. Batum, Doğubeyazıt ve Eleşkirt hattının batısı Osmanlılara, doğusu Ruslara bırakılmıştır. Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya yüklü miktarda tazminat ödemesine karar verilmiştir.

Ayrıca Balkanlar'da ve Kafkasya'da sayıları 1 milyonu aşan Türkmen ve Müslüman nüfusun mülteci konumuna düşmesi, üç sene içerisinde mülklerini tasfiye ederek Osmanlı hâkimiyetindeki Anadolu topraklarına göç etmesi, Selanik, Manastır, Üsküp (Kosova) gibi Makedonya sancaklarının ve Edirne'nin Osmanlı Devletine iadesi konusunda anlaşılmıştır.[3]

Balkanlarda yüzlerce yıldır barış ve huzur içinde beraberce yaşayan Müslüman, Katolik ve Ortodoks nüfus arasındaki hoşgörü ortamı bozulmuştu. Berlin antlaşmasıyla öngörülen süreye dahi tahammül gösterilmemiş, Müslümanları imhaya dönük vahşi saldırılar başlamıştı. Göç yollarında bile üstü başı perişan, aç ve susuz yürüyen silahsız sivil halka bütün dünyanın gözleri önünde katliam yapılmış, İstanbul'daki vatansever yazarların gazete köşelerinden feryat figan çağırışları bir işe yaramamıştı.

II. Abdülhamit, 93 Harbini bahane ederek 10 Şubat 1877'de Meclisi kapatmış, Anayasayı askıya almış, sıkıyönetim ilan etmiş, devleti 30 yıl boyunca istibdatla yönetmişti. Savaş tazminatlarını ödeyebilmek için yabancı alacaklılar adına vergi toplayarak Avrupa'ya aktaracak Düyunu Umumiye Konseyini kurmuştu. Kararlarına itiraz ederek karşı çıkanları tutuklatarak ya cezaevlerine ya da sürgüne göndermişti.

20'ci yüzyılın ilk yıllarında hak ve hürriyet taleplerine daha fazla direnemeyen II. Abdülhamit, 23 Temmuz 1908'de tekrar Anayasal düzene geçildiğini (II. Meşrutiyet), Meclisin açıldığını, seçim yapılacağını ilan etmişti. Meşrutiyete karşı çıkan suhteler ve alaylı askerler ise “31 Mart İsyanı” adıyla anılan ayaklanmayı çıkartıp hükümeti devirmişlerdi. İstanbul'a gelen “Harekât Ordusu” isyanı bastırmış, II. Abdülhamit'i halledip Selanik'e sürgüne göndermiş, yerine kardeşi Mehmet Reşat'ı tahta çıkarmıştı.

Güneşin doğuşuyla gözünü yeni güne açanların yaşayacağı acılar bitmemiş, Balkan savaşları ardından dünya harbinin karanlık yüzü görünmüştü...

***

Kaynakça:

(i) Tahsin Yıldırım, 93 Harbi Faciası Manastırlı Mehmet Rıfat Bey, DBY Yayınları, 2010. (ii) Yılmaz Öztuna, 93 Harbi, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı, Hayat Yayınları, 1969

Dipnotlar:

[1]Bu savaş, Rumi takvimde 1293 yılına denk geldiği için 93 Harbi adıyla anılmıştır.

[2]Berlin Antlaşmasını Osmanlı devleti ile birlikte Rusya, İngiltere, Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, İtalya ve Fransa imzalanmıştır.

[3]Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya 1.410.000.000 ruble harp tazminatı yani 245.307.300 Osmanlı altını ödemesi kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti ile Rusya 1879'da kendi aralarında bir anlaşmaya vararak ödeme planı antlaşması yapmıştır.