Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

ALİ SUAVİ VE ÇIRAĞAN BASKINI

Ali Suavi, 1839'da İstanbul'da doğmuştu. Davut Paşa rüştiyesini bitirmiş, medrese dersleri almıştı. Vaizlik, öğretmen-lik, memurluk, tercümanlık ve idarecilik görevlerinde bulunmuş, yazarlığını gazetecilik mesleğinde doruk noktasına ulaştırmıştı.[1]

Suavi hakkında çok farklı görüşler öne sürülmüştür. O, kimilerine göre gizli cemiyet üyesi hadsiz bir darbeci, cahil bir şarlatan, padişah aleyhine çalışmış hain bir casustur. Kimi yorumculara göreyse idealleri uğruna can veren sarıklı bir ihtilalci, durugörü bir fikir insanıydı. Dindar ve entelektüel bir kişiliği olduğu hiç kuşkusuzdu. Kur'an ve İslam'ın temel kaynaklarından idealize ettiği düşünceleriyle yeni bir siyaset teorisi kurmuş, ilk defa telaffuz edilen çok önemli kavramları Osmanlı fikir dünyasına taşımıştı.

Mutlakıyete karşı çıkmış, İslam devletinin başlangıçta cumhuriyetle idare edildiğini vurgulamıştı. İslam hukukuyla tanzim edilmiş devletin; şura, meşveret, istişare, liyakat ve müsavat (eşitlik) ilkeleriyle yönetilmesini şer'i hukukun şartlarından saymıştı.

Osmanlı'nın sorunlarını sahiplenmişti. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayacak görüşlerini, devletin yanlış politikalarını, yöneticilerin kabul edilemez hatalarını basın yayın yoluyla topluma aktarmıştı. Bu tür cesaretli adımlarıyla kısa zamanda kamuoyunun, yazar ve edebiyatçıların, Babıali'nin dikkatini çekmişti.

Muhbir gazetesinde hükümet politikalarını suçlayıcı köşe yazısını neşredince kendisine ve gazetesine yönelik müdahale gecikmemişti. 1867'de gözaltına alınmış, gazetesi kapatılmış, Abdülaziz'in emriyle Kastamonu'ya sürgüne gönderilmişti.

Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa'nın yardımıyla Londra'ya kaçmış, burada bir İngiliz hanımla evlenmiş, yazılarına devam ederek Avrupalıların İslamiyet hakkında yanlış düşüncelerini düzeltmeye çalışmış, Osmanlı Devleti'nin yönetim biçiminden kaynaklanan sorunlarına çözüm önerilerini açıklamıştı.

1868'da Paris'e geçmiş, bağımsız bir çizgide kalmak istediğinden ailesi ve gazetecilik mesleği dışında herkesle bağlarını kopartıp Ulum (Bilimler) gazetesini neşretmişti. İstanbul'a Suriye'ye ve Mısır'a gizlice gönderdiği gazetesinde, ansiklopedik makale ve risaleler yazmıştı.

Avrupalı Türkologlardan etkilenmiş olmalı ki! “Türklük” hakkında iki kitabını ve köşe yazılarını bu dönemde kaleme almıştı. Ancak Suavi'nin esas olarak Osmanlı'nın ekonomik sorunları ve bu sorunların kaynakları hakkında görüşler bildirmeyi tercih ettiğini söyleyebiliriz.

II. Abdülhamid'in 1876'da tahta çıkışı münasebetiyle alınan özel izinle İstanbul'a döndüğünde önce Yıldız Sarayı Kütüphanesi sonra Galatasaray Sultanisi müdürlüğüne atanarak ödüllendirilmiş, fakat şikâyetler üzerine görevinden alınmıştı.

Suavi, işten çıkarılış sebebini bir dönem birlikte hareket ettiği Genç Osmanlılar Cemiyeti üyesi arkadaşlarından biliyordu. Onları, II. Abdülhamit'e ihanetle suçlamış, siyasi dürüstlüklerini sorgulamış, buna karşılık gazete ve dergilerde ağza alınmayacak iftiralarla itibar suikastına uğramıştı.

Bu arada hükümet, Tersane konferansının dağılması üzerine patlak veren Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında batıda İstanbul, doğuda Erzurum'a kadar ilerleyen Rusya ile 3 Mart 1878'de Ayastefanos (ardından Berlin) antlaşmasını imzalamıştı.

II. Abdülhamid, Balkanlar ve Kafkasya'da toprak kaybını öngören, Türk göçünü tetikleyen bu antlaşma nedeniyle eleştiri oklarının hedefine yerleşmişti. Suavi'de antlaşma şartlarını ve padişahı eleştirerek konuyu vatan hainliğine kadar vardırmıştı.

Suavi'nin padişah aleyhindeki tutumu yeterince taraftar bulmuş, İstanbul'a sığınmış muhacirler de etrafında toplanmıştı. Devleti ve milleti kurtaracağına inandıkları devrik padişah V. Murad'ın tahta çıkarılmasını eyleme dönüştürme kararı almışlardı.

Çırağan Sarayı'nda hapis tutulan V. Murad'ı kurtarmak isteyen grup, 20 Mayıs 1878 Pazartesi günü saat 16.30'da, Mecidiye Camii önünden hareketle Çırağan Sarayına gelmiş, Ali Suavi ise beraberindeki grup ile deniz tarafından sarayın rıhtımına çıkmıştı.[2]

Ali Suavi'nin yönettiği baskında muhafızlar kısa sürede etkisiz hâle getirilmiş, Suavi, bütün uğraşları ve ikna çabalarına rağmen öldürüleceği endişesine kapılan V. Murad (II. Abdülhamid'in ağabeyi)'ı saray dışına çıkaramamıştı.

Beşiktaş karakolu muhafızı Yedisekiz Hasan Paşa yetişerek olaya müdahale etmiş, Ali Suavi yakalanmış ve Hasan Paşa'nın kalın bir sopayla başına vurması sonucu anında ölmüş, iki saatlik başarısız darbe girişimi bastırılmıştı.[3]

Ali Suavi öldüğünde geride çok fazla köşe yazısı, makale, salname, risale ve kitap bırakmıştı. Eserlerinin tamamı bir araya toplanıp yayınlanmadıkça, düşünce ve eylemleri yaşadığı zamanın şartlarına göre incelenmedikçe yanlış yargılarla yanlış sonuçlar çıkarmaya devam edilecektir.

***

Kaynakça:

(i)Nazile Abbaslı, Ali Suavi'nin Düşünce Yapısı, Bilge Karınca Yayınları, 2002. (ii) İhsan Tombuş, Çırağan Baskını, April Yayıncılık, 2017.

Dipnotlar:

[1]Ulum gazetesinde yayınladığı biyografisinden yapılan alıntılarda; Batı ve doğu dillerini çok iyi bildiği, 17 yaşındayken babasıyla Mekke'ye gidip hacı olduğunu belirtilmiştir.

[2]Ali Suavi'nin bu plan için gizli bir örgüt kurduğu, Rusya ve İngiltere'nin desteğini aldığı iddia edilmiştir.

[3]Evinde muhafaza ettiği şahsi evrakları arasındaki casusluk belgelerinin ölümünden sonra İngiliz ajanı olduğu iddia edilen eşi tarafından bizzat imha edildiği yazılmıştır.