Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

TÜRK ŞÖVALYELERİ TIMARLI SİPAHİLERİ POLİS YAPMIŞTIK

Ortaçağın savaş ve çekişmelerle dolu siyasi tarihinde cesaret ve kahramanlığı çağrıştıran Türk sipahileri geçmişimizi geleceğe bağlayan bir köprüydü. Batı’ya göç evresinde Anadolu’ya taşıdığımız bu kültür köprüsü; İslamiyet’in gaza anlayışında ve tasavvufi akımların etkisinde Alplıktan Gaziler, Erenler, Dervişler ve Akıncılar gibi formlara dönüşmüş, Selçuklu’da ikta/dirlik, Osmanlı klasik çağında tımar adıyla anılan toprak yönetiminin temelini oluşturmuştu.[1]

Tımar en yaygın tanımı ile devletin kuruluşundan yapılanmasına, kalıcılığından büyümesine kadar geçen süreçlerinde yararlılık gösteren askerlere geçimleri ve hizmetlerine karşılık toprak tahsil edilmesidir. Osman ve Orhan Gazi Beylerin döneminde devam ettirilen bu sistemle hem toprakların idaresi ve toprağın işlenerek gelir elde edilmesi hem de maliyetsiz asker yetiştirilmesi amaçlanmıştır.[2]

Osmanlı ordusunun temel direği tımarlı sipahiler, I. Murat zamanında belli esaslara bağlanmış bir sistemin içine alınmıştır. Buna göre tımarlı sipahilerin yetkisini; tarımsal üretimin kontrol edilmesi, asayiş ve güvenliğin sağlanması, vergilerin toplanması, cebeli asker yetiştirilmesi ve fethedilen toprakların Türkleştirilmesi şeklinde açıklayabiliriz[3]

Her imparatorluk gibi Osmanlı Devleti de yayılmacıydı ve politikasını tımarlı sipahi ordusunun gücüyle sürdürmüştü. Bu nedenledir ki! Türkmenler, toprağı ekip biçmeye, kira, vergi ve rüsum ödemeye, tımarlı sipahi askeri yetiştirmeye mecbur bırakıldığından askerlik ve çiftçilik dışında başka bir mesleğe yönelmesi de sürekli engellenmiştir.

Tımarlı sipahiler, Yeniçeriler ve Kapıkulu süvarileri gibi devşirme ve maaşlı Rumeli askeri değildiler. Türk soyluydular ve eyalet topraklarının her yerindeydiler. Savaş zamanında seraskerin emrinde sefere çıkarlardı. Tımarın az veya çokluğuna göre köylüden topladıkları gelirle geçimlerini sağlamışlardır. Devlet arazilerini “Kılıç yeri” adıyla işletmişlerdir. Çiftçilik yapmak istemedikleri zaman toprağı kiraya verip ortakçılık yapmışlardır. Kuşandığı silahları, atının koşum takımı ve görsel sanat örneği ışıltılı giysileriyle Türk kültürünü yansıtmışlardır. Tımar sistemini feodalizmle, tımarlı sipahileri ise Batı’nın seçkin şövalyeleri ve derebeyiyle karşılaştır-dığımızda benzerlikler görebildiğimiz kadar önemli farklılıklar da bulabiliriz. Tımar sistemin-de devlet istisnasız tek otoritedir. Sipahi; yasama, yürütme ve yargı hakkına sahip değildir ve ayrıca hiçbir zaman köylü üzerinde kişisel ve özel yetkiyle donatılmamıştır. Gerek sipahiler ve gerekse köylüler devletin kiracısıdır. Sipahiler devlet tarafından atanır ve istenildiği zaman görevden alınırdı. Sipahi, ruhani ya da soyluluk unvanı taşıyamazdı.

Tımar sistemi ve sipahiler, 14 ve 16. yüzyıl arasında iki asır hizmet gördükten sonra devletin duraklama dönemine girmesi, iltizam sisteminin yaygınlaşması, malikâne ağalığı ve ayan sınıfının ortaya çıkmasıyla bozulmaya başlamıştı. Yenilik ve değişiklik çabalarına rağmen tımar dağıtımında uyulması gereken kanunlara uyulmamış, tımarların askerlikle ilgisi olmayan şahıslara rüşvet karşılığı verilmesi adeta olağanlaşmıştı.

Zaten ekonomik kriz ve enflasyon nedeniyle masraflarını karşılamada büyük güçlük çeken sipahiler, bu durum karşısında çevresine ve devlete zarar verecek derecede celali isyanlarına karışmış, çiftçileri topraklarını terk etmeye zorlamış, sefer zamanı savaş meydanlarından firar ederek Anadolu'da eşkıyalığa kalkışmıştı.

Dev bir imparatorluğu ayakta tutan, geçmişi destansı kahramanlıklara işaret eden sipahiler, devletin temel kurum özelliğini çoktan kaybederek toplumun sorunu haline gelmişti.

Nihayet! 19. yüzyılın başlarında yenilikçi hareketlerin politikalarına paralel çıkarılan ve bugünkü polis teşkilatının temeli kabul edilen 1845 tarihli Zaptiye Müşirliği ve Meclisiyle ilgili fermanla zaptiye (polis) hizmetlerine çekilerek ortadan kaldırılmıştır. Sipahinin tasarrufundaki tımar alanları da hazine tarafından el konularak merkezi gelirler içerisine dâhil edilmiştir.

Kabul etmek gerekir ki! Tımar sistemi, en güçlü işlediği dönemler dâhil gittikçe yoksullaşan topraklara verimlilik getirememiş, ivme kazandıramamış, köylüyü ilkel tarım yöntemlerinden kurtaramamıştı.

Yazan: Alper UZUNGÜNGÖR

***

Kaynakça:

(i) Halil Bayrakçı, Osmanlı Toprak Sistemi Miri Hukuk, Marifet Yayınları, İstanbul, 1990. (ii) Erkan Göksu, Selçuklu’nun Mirası Gulam ve İkta, Kronik Yayınları, İstanbul, 2017.

Dipnotlar:

[1]Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ’ı 1300 – 1600 yılları arasıdır. Bir sınır beyliğiyken İslam dünyasının en güçlü devletine dönüştüğü dönemi ifade eder.

[2]Tımarlı sipahilere tahsis edilecek arazilerin senelik gelirleri 20.000 akçeye kadar olan dirliklerdir.

[3]Cebeli askeri; her türlü masrafı, eğitimi, teçhizatı ve silahı sipahi tarafından karşılanan, sürekli savaşa hazır tutulan sipahinin yardımcı süvarisidir. Sipahinin çocukları, kardeşleri, akrabası olacağı gibi toprağı işleyen herhangi bir kimse ya da devşirme ve köle olabilirdi.