Mehmet Özçakır

Mehmet Özçakır

BALIKESİRLİ ER MUSA’YI TANIRMISINIZ..? 1

Bundan 86 yıl önce İngilizlerle savaşı bile göze alan Atatürk'ün askerinin adını elbette bir çoğumuz belki ilk kez bu köşeden duyacak. Er Musa , Atatürk döneminde bir paşa rütbesinde saygınlık görmüş kahraman neferlerimizden adı unutulmuş kahramanları-mızdandır. Bugün Doğu Akdeniz'de , bir başka deyişle mavi vatan da ,dünya gözü önünde olan biten, her şey Türkiye nin onur mücadelesidir.

Eskiden olana bitene sesini çıkarmayan ve her şeye boyun eğen Osmanlı kırıntısı sandıkları Türkiye nin dişlerini görünce , masaya oturmaya kabul eden şımarık Avrupa ve onun açıkça maşası komşu , dize geldi nihayet.

Uluslararası ilişkilerde , oyun satranç gibi bir hamle sonrasında ne olacağı hesaplanarak adım atılır. Mavi Vatan da bizi yok sayan zihniyet ve şımarık Avrupa , Türkiye nin Ulu önder Atatürk zamanındaki gibi onurlu bir millet olduğunu nihayet anlamaya başladı.

Tıpkı yıllar önce aynı şımarıklığı canıyla ödeyen İngiliz askerleri gibi..!

Gelelim Mavi vatan ile benzeri , tarihin içinden gelen bir başka diplomasi vakasına..!

*******

Devir , bazı kesimlerin haksız eleştirilerine muhatap olan ATATÜRK devri. Cumhuriyetin yeni filizlendiği yılların başlangıcı…!

Çoğu Aydın'lının bilmediği bu olayı , tarih'in tozlu sayfalarından çıkarıp sizlerle paylaşmak istedim.

Çünkü 14 temmuz KANAPİÇE olayı , Çiller'in başbakanlığındaki Kardak kayalıkları olayındaki gibi , her zaman ülkemizi işgal etmek isteyen, İngilizlerin pervasızlığına karşı tokat gibi bir yanıttır. Gelelim KANAPİÇE olayına . 86 yıl önce yine bir sıcak temmuz ayı içinde 1934 yılının sarı sıcak günler.

Yer Kuşadası bugünkü Güzelçamlı Dilek Yarımdası Milli parkı Sisam adasının karşısınaki en son dipburun koyu.

Kuşadası Kaymakamı , sonradan Aydın valisi görevine atanacak olan Dilaver ARGUN , Mustafa Kemal Atatürk ise Cumhurbaşkanı . Bugün "Ben devlet adamıyım" diye geçinen bazılarının mutlaka okuması gereken bir olay. “O dönemde bize yan bakmayı bırakın kaşlarını bile çatamazlardı” dedirtecek bir olay.

Tarih 14 Temmuz 1934. Kanapiçe Koyu, Aydın-Kuşadası sınırları içinde, Sisam Adası'nın hemen dibinde, karşıdan biri seslense sesi rahatlıkla duyulabilecek kadar yakın askeri yasak bir koy.

(DİPBURUN KOYU )

O tarihte İngiliz donanması Sisam Adasına demirler. Sınırlarımızı yine askerlerden oluşan Gümrük Muhafaza Alayları korumakta. Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey, bir denetleme için Selçuk'tadır.

Mülkiye mektebini bitirdikten sonra gidip Fransa'da tahsilini tamamlamış, aydın ve çiçeği burnunda bir kaymakam olarak bilinen Dilaver bey İlçe'ye hareket etmek üzereyken bir jandarma eri koşarak gelmiş ve elindeki bir kağıdı uzatmıştı. Kağıt'ta şu satırlar yer alıyordu:

"Gümrük Muhafaza K-14 / 7 / 1934 saat 15 kararlarında Kanapiçe mevkiinde, içerisinde 4 kişi çıplak bir durumda kurşuni renkte yelkenli bir sandalın sahilimize yaklaştığını gördük. Beş arkadaş tarassut ve takip ettiğimiz sandal, Kanapiçe Koyu'na ve karaya yaklaşmıştı. Üç el havaya ateş etmek suretiyle "Dur" emrini verdik. Bu emre itaat etmeyenlerin, kendilerini denize atarak kaçmaya başlamaları üzerine beş arkadaş birden ateş ettik. Bu dört şahıstan üç tanesi ölü olarak denizde kaldı. Bir tanesinin ne olduğu meçhuldür. Mezkur sandal, denizde kendi kendine dolaşmaktadır. Ölüler sahildedir. Keyfiyet, Dipburnu Karakol erlerinin ifadelerine atfen arzolunur.

Not: Mezkur sandalın Sisam Adası'nda bulunan İngiliz harp gemisine ait olduğunu arz ederim. Karine Muhafaza Memuru Mustafa."

Donanma askerlerinden dördü bir sandalla gizlice bizim tarafa dipburun koya yaklaşır. Askerlerimiz kendilerini ikaz eder, ama İngilizler dinlemezler. Bunun üzerine adamlara ateş açıp hepsini vururlar. Yalnız ölen İngilizlerden 3'ünün cesedi bizim kıyıda kalır, 1 İngiliz'in cesedi ise denize düşüp kaybolur.

Haber ulusal ve uluslararası basında büyük infial uyandırır.

Nasıl olur da, Türkler , bir İngiliz 'i sahiline girdiği için öldürülür..!

Kaymakam Dilaver Bey, dipnotu okuduktan sonra büyük bir şaşkınlık geçirdi. Sonra altındaki arabayı hiç vakit kaybetmeden en hızlı şekilde sürerek Kuşadası'na döner ve telgrafhanede makine başına oturarak derhal Ankara'yı arar. Ankara'nın ses vermesi gecikmez

Dahiliye Vekaleti, daha çok tamamlayıcı bilgi istiyordu.

Kaymakam Dilaver Bey, Ankara'nın istediği tamamlayıcı bilgiyi ancak uykusuz geçirdiği bir geceden sonra 15 Temmuz günü öğle sularında elde etti. Hemen hemen aynı anlarda da Ankara'yla konuştu. "Başvekil İsmet Paşa Hazretleri'ne:

Kanapiçe Koyu Dipburnu Karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16.00 sıralarında üç kişinin çıplak olarak bir kotra ile erlerin pusu yerine yaklaştıkları ve ikisinin karaya çıktıkları, erlerimizin 'Teslim olun' ihtarına mukabil karaya çıkan ikisinin derhal ve tekrar aşağıya atladıkları görüldüğünden, erlerimizin tekrar 'Teslim olun' diye bağırmalarına rağmen bunların denize atladıkları ve bunun üzerine ateş açıldığı... Birinin deniz üstünde kaldığını... İkisinin ateşten masun bir yere sığındıkları... Açılan ateşten birinin öldüğü, birinin de yaralı olduğu... İngiliz Harp gemisinin bir Yunan motorunu sahillerimize göndererek cesetlerin bulunmasını rica ettiği anlaşılmıştır... Arz ederim."

Olayın üçüncü günü, yani 16 Temmuz öğleden sonrasına kadar, Kuşadası'nda kayda değer bir şey olmadı. Olmadı ama Ankara'nın bütün dikkatleri yine de oradaydı. Kuşadası ile Başkent arasındaki telgraf tellerine ambargo konulmuş ve her yeni haberin ivedilikle ulaştırabilmesi için bütün tedbirler alınmıştı. 16 Temmuz günü saat 14.00 sıralarında, üç bacalı bir İngiliz harp gemisi Dipburnu istikametinden gelerek, limanın dört mil açığında durdu. Kaymakam Dilaver Bey, aynı anda Ankara'ya şu telgrafı çekti: " Harp gemisinden bir motor sahilimize yaklaşıyor. Karaya çıkmalarına izin verelim mi?" Ankara'nın cevabı kısa oldu:

"Gelen motoru yalnız liman reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece liman reisiyle görüşsünler..." Kaymakam, aldığı direktife uydu.. Ancak gelenler kaymakam ile görüşmek istiyorlar ve onu ayaklarına çağırıyorlardı. Yani limana. Bu sıralarda, telgrafın yanı sıra bir manyetolu telefon da Ankara ile temas halindeydi. Dilaver Bey, bu durumu telefonla Başvekil Paşa Hazretleri'ne arz edilmek üzere hemen aktardı.. Ve telefonun öbür ucundan gelen seslere kulak verdi: Gazi Paşa Kızılcahamam'da, şimdi bulduk, temas ediyoruz.

Birkaç dakikalık bir beklemeden sonra, "Başvekil İsmet Paşa Hazretleri" buyuruyorlardı ki "Kaymakamımız liman dairesine gitmeyecektir. Kaymakamı ziyaret etmek istiyorlarsa, gelenleri Kaymakam Bey ancak kendi makamında kabul eder. Olayın nasıl cereyan ettiğini sorarlarsa, münasip bir şekilde bilgi verir."

Kuşadası Kaymakamlık Binası o sıralar yeni inşa edilmiş ve Kaymakamlık makamı da oldukça iyi döşenmişti. Dilaver Bey'i odasında ziyaret edenler, göğüsleri nişanlarla dolu iki İngiliz subayı ile iki sivildi. Yabancılar, gösterilen koltuklara oturduktan sonra hemen konuyu açtılar. Sivillerden iyi Türkçe bilen ve Rum olduğu anlaşılan biri, konuşmanın Fransızca olarak cereyan etmesini istedi. Dilaver Bey, arala-rında Türkçe bilen biri ol-duğuna göre bunu gerek-siz bulduğunu söyledi. Sadede gelindi ve önce İngilizler laf aldılar. Onlara göre "Sisam Adası'na bir nezaket ziyareti yapmakta olan İngiliz Akdeniz Filosu'na mensup bazı harp gemileri, sahillerimize yakın demirlemişler. Bu gemilerden birinde, üç subay dürbünle kıyılarımızı seyretmişler. Kanapiçe Koyu'nun bulunduğu Dipburnu sahilinin plajını ve kumunu çok beğenmişler. Yüzmek üzere bir sandala binip buraya doğru gelirlerken, kendilerine kıyılarımıza 50 metre kala ateş açılmış ve subaylardan biri ölmüş, diğerleri yaralı olarak gemilerine dönmeyi başarmışlar. Türk makamlarının bu konuda karşı çıkacakları bir nokta var mıymış?"

Dilaver Bey, olayın İngilizler tarafından geçiştirilmek istenen kısmını ele aldı önce, cevaplamasını yaparken. Üzerlerine ateş açılan İngiliz subayları karaya çıkmışlardı.

"Dur !" emrine itaat etmemişlerdi. Bu, kaçakçılığı önlememize dair olan kanun maddesine aykırı bir davranıştı. 1918 Numaralı Kanun'a göre, bu tip hareket eden kişilere ateş edilirdi. Olaydan üzüntü duyulmaktaydı ama askerlerimizin hareket tarzı kanunlarımıza uygundu. Bu tarzdaki konuşma, iki saate yakın bir süre devam etti.. Sona doğru, İngiliz kumandan cebinden bir kağıt çıkartarak kaymakama hitaben şöyle konuştu “ Londra Hükümeti'nden aldığım üç maddelik talimatı size bildirmek isterim. Londra Hükümeti, Osmanlı Hükümeti'ne şu isteklerinin bildirilmesini talep etmektedir.

Devamı yarın...