Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

KURTULUŞ SAVAŞI’NI ZAFERE GÖTÜREN BÜYÜK TAARRUZ VE DUMLUPINAR MEYDAN MUHAREBESİ

Bağımsızlık ve özgürlük düşüncemizin yıkılmaz anıtı Büyük Taarruz ve Dumlupınar Meydan Muharebesinin 98’ci yıl dönümündeyiz.

Kurtuluş savaşımızın önderi Atatürk’ün başkomutanlığında kazandığımız zaferlerde ve özellikle Sakarya savaşında subay kadromuz büyük kayıplar vermişti.

Bütün imkânsızlıklara rağmen ordumuzu bir yıl gibi kısa bir sürede büyük bir muharebeye hazırlayan Atatürk, taarruza geçme kararını 1922 yılı Haziran ayı ortalarında almıştı.

20 Ağustos 1922 gününe kadar yüz bine yakın Mehmetçiğimiz, binlerce at, hayvan ve araba ile düşmana sezdirmeden Afyon’un kuzeyinden güneyine, gece yürüyüşleriyle ilerleyip mevzilenmişti.

Anadolu Ajansı[1], Atatürk’ün 21 Ağustos 1922 günü Çankaya'da çay daveti vereceğini, ordular arasında futbol müsabakası düzenlendiğini duyurmuştu.

O gün, herkesin Ankara'da sandığı Atatürk gizlice Akşehir karargâhına[2] gitmiş, çok gizli tuttuğu Büyük Taarruzun stratejisini ve taktiğini kurmaylarıyla görüşmüştü.

24 Ağustos’ta Akşehir’den ayrılmış, 92 km’lik bir yolculuktan sonra Şuhut’a getirilen karargâha varmış, savaştan önceki son toplantısını burada yapmıştı.

26 Ağustos sabahı erken saatlerde yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile Kocatepe karargâhındaydı.

Ordumuzun uzun yıllar sonra ilk kez gerçekleştireceği taarruz için vaktin çıkmasını bekliyordu.

İstiklalimizi örten perdeyi kaldıracak emri saat 05.00’de vermiş, ordumuzun önemli noktalara top ateşiyle büyük taarruzu başlatmıştı.

Piyadelerimiz saat 06.00’da Allah, Allah nidalarıyla süngü savaşına kalkmış, tel örgüleri aşıp Tınaztepe ve Belentepe mevzilerini ele geçirmiş, avcı uçaklarımız da önemli hedefleri bombalamıştı[3].

27 Ağustos’ta Yunan ordusunun bütün cephe hatlarına süvari kolordumuzun da katıldığı genel taarruz yapılmış, düşmanın merkez üssü, ikmal hatları kontrol altına alınmış, haberleşme imkânları kesilmiş ve Afyon kurtarılmıştı.

28 Ağustos sabahı gün ışımadan yeni bir taarruz harekâtıyla düşmanın en etkili mevzilerinden Kurtkaya ve Erkmen Tepesi düşürülmüştü.

Çiğiltepe alınırsa Yunan cephesi yarılacak ve tutunması mümkün olmayacaktı. Fakat Çiğiltepe harekâtının sonucu gecikince Albay Reşat (Çiğiltepe) intihar etmişti[4].

Albay Reşat’ın birliğindeki sessiz kahramanlarımız komutanlarının hatırasına birkaç kez daha kalkıştığı taarruzdan saat 11.45’de sonuç almış, Çiğiltepe'yi ele geçirmişti.

Çiğiltepe mevzilerindeki Yunan topçu bataryalarının etkisiz hale getirilmesiyle, düşman tarafında ciddi bir telaş baş göstermişti.

Hem şehit hem de başarı haberleri art arda geliyordu.

Atatürk, günler ve geceler süren yorgunluğuna rağmen harekatı, üstün askeri bilgisi ve eşsiz öngörüsüyle yönetiyordu.

28 ve 29 Ağustos günlerinde başarılı geçen taarruz harekâtı, Yunan cephesinin merkezindeki tümenin etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlanmıştı.

Mevzilerini panik halinde terk eden düşman askerleri, Dumlupınar ve Kütahya istikametine çekilirken köyleri yakıp yıkıyor, Türklere zulüm ediyordu.

Atatürk, düşmanın çekilme yollarının kesilmesini, çarpışmaya zorlanmasını veya tamamen teslim olmasını gerekli görmüştü.

30 Ağustos günü 60 km. batıda Dumlupınar’da toplanan Yunan ordusuna, bizzat kendi emrindeki süvarilerle taarruz etmişti.

Kütahya’ya bağlı Dumlupınar yakınında gerçekleşen muharebe, ordumuzun kesin zaferiyle sonuçlanmış, düşman ya tamamen yok edilmiş ya da büyük ölçüde esir alınmıştı.

Türk’ün gerçek güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün gösterişiyle doğuyor[5], düşman galibiyeti için seferber olan işbirlikçiler tarihin karanlık sayfalarına gömülüyordu.

31 Ağustos günü savaş meydanında taarruzu değerlendiren Atatürk; İzmir'e çekilen düşmanın Eskişehir ve Kocaeli'deki birliklerin desteğiyle toparlanmasına fırsat vermeyecekti.

Çalköy’de İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'yla buluşmuş, ordumuzun yeni hedefini açıklamış, 1 Eylül'de “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri” emrini vererek büyük takibi başlatmıştı.

Türk Milletinin, Atatürk'e inancı ve etrafında kenetlenmesi, işgal altında yaşadıkları, kurtuluş mücadelesindeki fedakârlığı bin yıl geçse de unutulmayacak, hafızalarımızdan silinmeyecektir.

Yazan: Alper UZUNGÜNGÖR

***

Kaynakça:

(i)Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, En Kitap, 2017. (ii)Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, 2005.

Dipnotlar:

[1] AA, Atatürk'ün talimatıyla Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi tarafından 6 Nisan 1920'de Ankara'da kurulmuştur.

[2] Batı Cephesi Karargâhı, Sakarya Savaşı’nda düşmanın Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesi üzerine Polatlı Alagöz Köyünde kurulmuş, 18 Kasım 1921’de Akşehir'e gelmiş, 1922'de Afyon Şuhut’tan Kocatepe’ye taşınmıştır.

[3] Ordumuzda, 10 adet tam iş görür uçak varken, Yunan Ordusu’nun 50 adet faal uçağı bulunuyordu.

[4] 26 Haziran 2020 günü Ankara Mamak'ta bulunan Albay Reşat Çiğiltepe Ortaokulu adının Turhan Polat Ortaokulu olarak değiştirildiği ve şahsın okul bağışçısı olduğu açıklanmıştır.

[5] Atatürk bu sözü; Büyük Zaferin ikinci yılında gittiği Dumlupınar Çalköy De bütün şehitlerimize atfen dikilen Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı'nın temel atma töreninde ifade etmiştir. Anıt, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutan Mehmetçiğimizi sembolize etmektedir.