Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

YAZININ PROPAGANDA SİLAHI HALİNE GELMESİ

Yazının kullanılmaya başlanmasıyla birlikte insanların gelecek tasarısı daha somut hale geldi. Kemiklerin üzerine gelecekte ne olacağı yazılmaktaydı. Bunlara kehanet kemikleri denmektedir. Yazı en büyük propaganda aracıdır. İcadıyla birlikte yazı kâğıtla – taşla birleşerek hâkim olanın gücünü tasdikleyen en büyük araç olmuştur. Kitabeler bu açıdan önemli araçlardır. Hamurabi kendisi hakkında: “Babil'in, Sümer ve Akadların, bütün Amurru ülkesinin, dünyanın dört bucağının kudretli kralı Hammurabi…” der. Benzer söylemler asırlar boyu devam eder. Göktürk Kitabelerinde Türk Kağanı şöyle demektedir: “Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş”

1526'da Kanuni Sultan Süleyman Fransa Kralına gönderdiği mektupta şunları söylemektedir: “Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Karaman'ın ve Rum'un ve Dulkadir Vilayetinin ve Diyarbakır'ın ve Kürdistan'ın ve Azerbaycan'ın ve Acem'in ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)'sun. Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim. Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetih eyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.” Bu bize, iletişimin ve iletişim araçlarının her zaman bir iktidar bileşeni ve onun konveyörü olduğu gerçeğini göstermektedir.