Kıvanç Uğur

Kıvanç Uğur

YKS'NİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Geçtiğimiz hafta sonu Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YKS) vardı. 3 oturum şeklinde yapılan sınava Aydın'da 25 bini aşkın aday katıldı. Sınav, Efeler, Nazilli ve Söke ilçelerindeki merkezlerde gerçekleşti.

Ben de basın mensubu olarak sınavı takip ettim. Cumartesi günü Aydın Lisesi, Cumhuriyet Lisesi ve Gazipaşa Ortaokulu'nun da arasında bulunduğu 'Okullar Bölgesi' olarak bilinen yerdeydim.

Bu sene geçen yıllardan farklı olarak pandemi gölgesinde bir sınav gerçekleşti. Salgın hastalıktan dolayı veliler okul bahçelerine alınmadı. Adaylar ise maskeli bir biçimde el dezenfektanı verilerek binalara alındı. Okul bahçelerine giremeyen velilerin okul önündeki bekleyişi sürdü. Bu bekleyiş sırasında yer yer sosyal mesafe kuralına uyulmadığına tanıklık ettik. Bölgede görevli polis ekipleri, okul önünde beklemenin öğrencilere yarar sağlamayacağını, sosyal mesafeye dikkat edilmesi gerektiğini sıkça yineledi. YKS'de adaylar dersliklerde, anne ve babalar ise okul önlerinde ter döktü diyebiliriz.

Okullar Bölgesi'nde haber toplamak için deklanşöre basarken, sınav öncesi adaylar ve velilerle röportaj yaparken üniversite sınavına girdiğim günler aklıma geldi. Bundan 9 yıl önce, 18'inci yaş günüm olan 25 Haziran 1993'te ADÜ Yerleşkesi'nde girmiştim üniversite sınavına.

***

Görülen o ki, sınavların adı ve adaylar değişse de sistem benzer şekilde işliyor. Bütün bir yıl boyunca hayallerindeki mesleğe sahip olabilmek için dirsek çürüten genç bireyler, yaşamlarına yön verecek bir sınavda kendilerine yöneltilen soruları doğru yanıtlamanın gayreti içerisine giriyor. Adaylardan anne ve babaları başta olmak üzere çevrelerinin de beklentisi oldukça yüksek. İyi bir üniversiteye girmek, bilmem kaç binin içinde yer almak adeta bir 'statü göstergesi' haline geliveriyor.

Günümüz modern toplumunda üniversite eğitimi muhakkak ki, önemli basamaklardan birisi. Ancak takdir edersiniz ki, her şey üniversiteye girmekle bitmiyor. İnsan sevdiği bir bölümde öğrenim görüyorsa üniversite yaşamı bireyin en keyif aldığı yıllar diyebiliriz. Sözün özü asıl mücadele üniversite bittikten sonra başlıyor.

Genç işsizliği ülkemizin önemli sorunlarının başında geliyor. İletişim fakültesi mezunu bir birey olarak kendi alanımda çalışabildiğim için herhalde kendimi şanslı saymalıyım. Çünkü fakültede aynı sırayı paylaştığımız pek çok arkadaş, iş bulamama veya bulduğu işin uygun koşullarda olmaması nedeniyle sektör dışı alanlara yönelip farklı bir yaşam kurdu.

Bu kadar şanslı olmayıp iş arayışında olan çok sayıda gencin varlığı da yadsınamaz bir gerçek.

***

Nüfusun bu denli fazla olduğu günümüzde yükseköğretim kurumlarına girişte bir sınav modelinin olmama olasılığı elbette düşük. Bunun sonucu olarak öğrencilerin 'yarış atı' misali mücadele ettiği bu sisteme ne yazık ki, mecbur hale geliyoruz.

Evet, sınavlar çoktan seçmeli yapılabilir ancak okul sıralarında öğrencilerin okuma alışkanlığını geliştirecek, eleştirel düşünme yeteneğini pekiştirecek, genel kültüre katkı sağlayacak bazı adımlar atılabilir. Hatta atılması kaçınılmazdır da. Ancak bu şekilde çok yönlü bireyler yetişmesi mümkün olacaktır.

Hafta sonu YKS'de ter döken tüm adayların güzel sonuçlar alması dileğiyle…