Kıvanç Uğur

Kıvanç Uğur

SUYU İSRAF ETMEYELİM

Birleşmiş Milletler, 1993 yılında 22 Mart’ı ‘Dünya Su Günü’ ilan etti. Bilindiği gibi, her 22 Mart’ta dünya ve ülkemiz için su kaynaklarının önemine dair farkındalık çalışmaları yapılır, basında da bunlara ilişkin haber ve yorumlar yer alır. Bu yıl da medyada buna benzer yazı ve yorumlara tanık olduk ancak tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs tehdidi nedeniyle, Dünya Su Günü’ne ilişkin konular gölgede kaldı diyebiliriz.

Koronavirüsle mücadele sürecinde uzmanlar, kişisel hijyene mutlak surette vurgu yapıyor. Kişisel hijyenin sağlanmasında da su, olmazsa olmaz bir etken. Açık oturumlara çıkan, televizyon ve gazetelere mülakat veren uzmanlar, topluma ‘suya ve sabuna dokunun’ sözleriyle sesleniyor. Sık aralıklarla ve sabun kullanarak en az 20 saniye ellerin yıkanması gerektiği uyarısında bulunuyor. Koronavirüs belasını en aza indirmek ve mümkünse bertaraf etmek için bu uyarılara harfiyen riayet etmemiz gerekiyor.

Tabii, kişisel hijyen için bu kuralları uygularken, yaşamımızı sürdürmemiz için olmazsa olmaz olan su kaynaklarını da hoyratça kullanmamamız gerekiyor. Ellerimizi sabunlarken musluğu kapatarak, basit gibi gözüken ancak toplamda önemli miktarda suyun israfını önleyecek tasarruf tedbirini hayata geçirebiliriz. Yine diş fırçalarken, tıraş olurken de benzer önlemleri uygulayarak, suyu tasarruflu kullanabilir; milli servete sahip çıkabiliriz. Bunun yanı sıra pazardan veyahut marketten aldığımız meyve ve sebzeleri teker teker yıkamak yerine, su içinde bekletip toplu olarak yıkamak da su israfını önleyecek bir diğer önemli tedbir. Ev ve işyerlerimizde su kullanımı konusunda sorumluluk bilinciyle hareket edersek toplumumuzun geleceği adına duyarlı bir tavır sergilemiş oluruz.

Yine özellikle büyük kentlerdeki barajların doluluk oranlarına ilişkin haberler, ajanslarda yer alıyor. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde İstanbul’daki barajların doluluk oranının son 10 yılın en düşük ikinci seviyesinde olduğu belirtiliyordu. Geçen yılın aynı döneminde barajlardaki doluluk oranı yüzde 94 düzeyindeyken, bu yıl ise barajlardaki doluluk oranının yüzde 64’e gerildiği yazıyordu. Milyonlarca insanın yaşadığı büyük kentlerde, olası bir kuraklık anında çok büyük mağduriyetlerin yaşanacağı aşikâr. Elbette suyun tasarruflu kullanımı konusuna yalnızca üç büyük kentte yaşayan insanlar değil, küçük yerleşim birimlerinde yaşayan yurttaşlarımız da mümkün mertebe özenli olmalı. Çünkü hatırlayacaksınız İstanbul’da 1990’lı yılların başında ciddi su kesintileri yaşanmış, mahallelere tankerler aracılığıyla su verilmişti. Susuzluk sorunu öyle bir hal almıştı ki, Yalova’dan tankerle su getirme yoluna dahi başvurulmuştu.

Benzer bir sorun 2006 – 2007 yıllarının yaz döneminde başkent Ankara’da da kendisini göstermişti. Alınan önlemler çerçevesinde refüjlere süs bitkisi dikiminden vazgeçilerek, çakıl taşı serilmişti. Bu ve benzeri örnekleri çoğaltabiliriz. Sözün özü, yarın ‘ah vah’ edip, dizimizi dövmemek için önlemimizi bugünden alalım, uzmanların uyarılarına kulak verelim.

Duyarlı yurttaş olmanın koşulunun yalnızca kendimizi değil, tüm toplumu ve yarınlarımızı düşünmekten geçtiğini bir an olsun unutmayalım.