Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

SUSUZ YAZ

Susuz Yaz, Türk Sineması’nın kült filmlerinden birisi olarak kabul edilebilir. Bu film Türk sinema tarihinde yurt dışından ilk ödül alan film olarak da kayıtlara geçer. Filmde bir öykü üzerinden ciddi bir siyasi eleştiri de göze çarpar. Filmde su mülkiyeti konusu tartışılmaktadır. Filmde iki erkek kardeş ve köylüler arasındaki gerilimli hikâye aktarılır. Kardeşlerden birisi kötü diğeri ise iyi karakterlidir. Başlangıçta iyi karakterli küçük kardeş ağabeyi ile birlikte hareket ederken daha sonra haklı nedenlerle ona düşman olur. Metin Erksan, ömrü boyunca hiçbir siyasal yetkiliyle asla görüşmediğini söyler. O, sistem eleştirisi yapmaktadır. Su mülkiyeti Susuz Yaz’da tartışılsa da Habil-Kabil hikâyesine benzer bir öyküleme görülür. Bu, köklü bir sözlü kültür öğesidir. Berlin Film Festivali’nde büyük ödül de filmde işlenen su sorunundan ziyade modern bir Habil-Kabil hikâyesi diyerek bu filme ödül verilir.

Susuz Yaz filminde sözlü kültür dinamiklerinin(atasözü, beddua, mentör karakter, hikâye, deyiş vb.) kullanılması bu filmlerin köylü nezdinde temsil gücünü artırmıştır. Köylüler ve kentlerin çeperlerinde yaşayanlar bu filmde kendilerini görmüşlerdir. Bu nedenle bu filmden ciddi bir biçimde etkilendiği söylenebilir (Akdağ, Tüm Yönleriyle Siyasi Algı ve Propaganda, 2018, s. 68-88). Tıpkı Kuyu, Yılanların Öcü filmlerinde olduğu gibi bu filmde de halk edebiyatının, sözlü kültürün önemli birer temsilcisi olan ozan ve abdalların kullandıkları bağlamayla üretilmiş, halk ezgileri şeklindeki müzikler, film müziği olarak kullanılmıştır (Erksan, Susuz Yaz, 1964). Yine adı geçen diğer filmlerde olduğu gibi Susuz Yaz’da da köylülerin şivesiyle diyaloglar kurulmuştur. O dönemin giysileri ve sahici mekânları kullanılmıştır. Bütün bunlar söz konusu filmin etkisini artırmaktadır (Akdağ, Realist Rus Edebiyatından Erken Dönem Sovyet Sinemasına Gerçekçi Mekan Kullanımı, 2019).

Sözlü kültür çalışması yapanlar, kimi zaman sözlü kültürün sadece olumlu yanlarını görme eğilimindedir. Bu bilginin bir kısmını gizlemektir. Manipülasyondur ve gerçeğin algılanmasını engeller. Sözlü Kültür’de bazen olumsuz örneklerde bulunmaktadır. Bu olumsuz örnekler kimi zaman kadın algısı konusunda da görülmektedir. “Dişi köpek kuyruk sallamadıkça erkek köpek kuyruk sallamazmış” şeklinde kadını aşağılayan bu sözlü kültür ifadesi bunun en uç örneğidir. Bu bakımdan Susuz Yaz’da iki erkek kardeşin aslında bir köydeki hikâyesi anlatıldığı göz önünde bulundurulursa, ailenin başka büyüğü olmadığı gerçeği göz önüne alınacak olursa büyük kardeş, mentördür denebilir. Sözlü kültürde tüm masal anlatıcıları olumlu görmek doğru değildir. Bu filmdeki büyük erkek kardeş kötü modeldir. Sözlü kültürün olumsuz yanlarını aktaran kişidir. Küçük kardeşin yârinin(sevdiği kızın) kendisiyle buluşmak için uzaktan ayna tutarak mesaj göndermesi üzerine bunu gören büyük kardeş, kardeşine “senin yavuklu yine kuyruk sallamaya başladı” der. Bu söz yukarıdaki olumsuz atasözünde geçen anlayışın başka bir uzantısıdır. Büyük kardeşin kadına bakış açısını göstermektedir. Onun algıladığı salt sevgiden çok başka bir şeydir. Kadını cinsel meta olarak görmenin bir ifadesidir. Zaten büyük kardeş sözünün devamında kardeşine “haydi yollan(git) gari, kız avrat fazla bekletmeye gelmez. Dolu kadın kısmı kaymaklı lokum gibi olurmuş. Davran da başkaları yemesin onu” der. Zaten filmin ilerleyen sahnelerinde büyük kardeşin yaptıklarına bakılırsa bu anlayışının yaşamına nasıl yansıdığı görülür.

Sözlü kültür, aynı zamanda bir yaşam biçimi öğütler. Yaşam biçimin de ta kendisidir. Mentörler (ana-baba ve diğer unsurlar) baskındır. Onların izni olmadan genç kız ve erkeklerin hayatlarını birleştirmesi pek mümkün değildir. Özellikle kızların erkeklerle buluşması, konuşması veya evleneceği erkek konusunda kendisinin tercih etmesi ve karar vermesi pek mümkün değildir. Bu bakımdan ortak mekânlar ve ortamlar (köy çeşmesi, düğünler vb.)özellikle kız ve erkeklerin uzaktan da olsa birbirlerini görmeleri için fırsat sunmaktadır. 1980’lerde meşhur olmuş bir “Çeşme” şarkısı bu durumu anlatmaktadır (Tayfur, Ökten, & Büyükçınar, 1982). Bunun için birbirini seven gençler gizlice birbiriyle buluşurlar. Filmde küçük kardeş Hasan da sevdiği kızla gizli gizli buluşmaktadır.

Sözlü kültür, taşra ürünü ve daha çok sanayi öncesine ait olduğu için bu kültür coğrafya şartlardan ciddi bir biçimde etkilenmiştir. Örneğin evlilik ve düğün merasimleri sözlü kültürde önemli yer tutar. Buradaki ritüeller nesilden nesile aktarılır. Bir zorunlukmuş gibi gerektiğine inanılarak uygulanır. Bunlardan bir tanesi düğünün yapılacağı zamanla ilgilidir. Düğünler dışarıda yapıldığı ve birkaç gün sürdüğü için genelde ilkbahar ile sonbaharda yapılır. Bunun ekonomik nedenleri de bulunmaktadır. Mahsulün hasadıyla bunun bir ilgisi vardır. Yazın sonrasında tahıllar, üzüm vb. hasat edilirken kışın sonlarında ise zeytin hasadı yapılmaktadır. Sözlü kültür, köylüye gönüllü bir mali bir yük yüklemektedir. Düğünler mali açısından köylü için yıkımdır. Bu nedenle hasat sonunu beklemek onları biraz rahatlatmaktadır. Susuz Yaz’da küçük kardeş, sevgilisi Bahar’la gizlice buluştuğunda bir an evlenmek istediğinde Bahar onu harmana(hasat) kadar beklemesi gerektiğini söyler. Evlenme maliyetleri yüksek olunca Osman kardeşi Hasan’a sözlü kültürde hiç tasvip görmeyecek şekilde Bahar’ı kaçırmayı salık verir. Hasan kızı kaçmaya ikna etmek için senin kılına helal getirmem der. Burada sözlü kültürden bir deyişle ikna vardır. Bahar buna itiraz edince o gün sözlü kültürün ürettiği ataerkil yapının etkisiyle Bahar’a “benim dediğim” olacak der. Evlilik meselesinde “oldubitti” yapacağız şeklinde söz söyler. Bu da sözlü kültürün ürettiği bir deyiştir. Hasan, Bahar’ı kaçırır. Anne, Hasanların evini taşlar. Bu sözlü kültürde sıklıkla başvurulan bir tepki biçimidir. Hasan, Bahar’a düğün yapar. Duvak sözlü kültürde önemlidir. Hasan düğün yapacağım deyince ana duruma razı olur. Düğünden sonra Osman Bahar’ın evde yaptığı ekmek üzerine Hasan’ı kastederek Bahar’a “Bu adam kadir gecesinde doğmuş, durdu durdu turnayı vurdu” der. Sözlü kültürün deyişleriyle Bahar’ı kendisine över.

Su konusunda büyük kardeş diğer köylüleri ikna etmeye çalışırken suyu onların tarlalarını salmayacağını, tarlasının ihtiyacından fazlası su olması durumunda bunun mümkün olduğunu söyler. İlginçtir söze “duyduk duymadık demeyin” şeklinde başlar. Köylüler buna itiraz edince yine büyük kardeş yine sözlü kültürün deyişleriyle köylülere cevap verir: “Hiç kusura bakmayın önce can sonra canan.” “Önce can sonra canan” deyişi bugünlere kadar gelmiş sözlü kültürün güçlü izlerinden bir tanesidir. Köylü de büyük kardeş Osman’a aynı sözlü kültürün deyişleriyle cevap verir: “Ne diyorsun sen ağzından çıkanı tartarak konuş, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” Aslında köylülerle Osman arasındaki diyaloğun neredeyse tamamı sözlü kültürün deyişleriyle doludur. Örneğin Osman aşağıdaki tarlalara su salmayacağını söyleyince köylü “yeni yeni icat çıkarma” der. İcat çıkarmak önemli bir deyiştir. Hasan da ağabeyi Osman’ın suyu kesme kararından pek hoşlanmaz ancak sözlü kültürün etkisiyle büyüğünün sözünü dinlemek ona uymak zorundadır. Zaten filmde Hasan, Osman bu doğrultuda uyum sağlar.

Susuz Yaz’da kullanılan atasözleri: “Şeriatın kestiği parmak acımaz”, “büyükler ne derse o olur.”

Susuz Yaz’da kullanılan deyişler: “Damarına basmak”, “gözdağı vermek”, “göz açıp kapayıncaya kadar geçmek”, “elin ağzının torba olmaması”, “kanı bozuk olmak”, “boynunun borcu olmak”, “lügat kesmek”, “elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak”, “kuş sütüyle beslemek.”