Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

DENMARK VESEY’İN, KÖLELİĞE KARŞI İSYANININ SONU İDAM OLDU

Amerika’da ilk köle isyanları Güney Caroline eyaleti Charleston bölgesinde başlar. Denmark Vesey isyanın lideridir. 1822’de Vesey tutuklanır. 28 Haziran 1822’de hâkim sonucu açıklar: “Denmark Vesey, çok akıllı bir biçimde masumluğunu ispatlamaya çalıştın. Mahkeme seni sadece suçlu bulmadı, senin şeytanca bir ayaklanmanın beyni olduğuna karar verdi. Sen, Tanrı’nın düzenini ve insanın kanunlarını, kanla, yakıp-yıkmakla ortadan kaldırmayı umdun. Adalet ise bunu hayatında ödemen gerektiğini hükmetti. Mahkûm! Şuanda ölüme gönderilmek üzeresin. Son dakikalarını dua ederek geçirmeni rica ederim. Dizlerinin üzerine çök pişmanlık gözyaşları dök.” Gözyaşları Denmark’ın yanaklarından süzülür. Fakat onun ne hissettiğini kim nereden bilebilirdi? Acaba tüm Charleston’u harabeye çevirecek ayaklanma için mi üzülmekteydi? Yoksa başarısız olduğu için mi? İdamlar öncesi hapishane müdürü, yakalanan siyahî liderlerin sessizliğinden ürkmeye başlar. Müdür, mahkûmların büyük bir sır sakladığını düşünür. Harekete geçmezse Charleston’un büyük patlama olabileceği korkusuna kapılır. 26 Haziran’da Bay Ferguson’a ziyarete gider. “Biliyor musunuz? der. Ferguson ince ince güler. “Çiftlikler birer barut fıçısı” Ferguson, müdürle birlikte hapishaneye döner. Köleleri Jesse ve Frank’ı sorguya çeker. Onlardan işin doğrusunu öğrenmeye çalışır. John O. Ve Pompey, Charleston çiftliklerindeki tüm köleleri balta ve mızraklarıyla harekete geçirebilecek kölelerdir. Ferguson dörtnala atını şehrin dışına sürer. Çiftliğine ulaşana kadar hızını hiç kesmez. O, bütün erkek köleleri avluya toplar. Kölelerin önünde Pompey ve John O.’ya sorular yöneltir. Fakat onlar, Ferguson’un dediklerinden haberi yokmuş gibi davranır. Ferguson, onları soyar; kan gelinceye kadar vurur. Yine de bir şey söylemezler. O, hangi kölenin kendisine bilgi verirse ona ödül vereceğini söyler. Hiçbir köle tepki vermez. Sonuçta o vazgeçip Charleston’a geri döner. O, artık kölelerine bir daha asla güvenmemesi gerektiği düşünür. Köleler, değişmişti ve tehlikeliydiler. Belediye Başkanı Hamilton kendisini, bir sürü sorun içinde bulur. Çiftliklerde, onun adına çalışan siyahî casuslar her tarafı karış karış taramaktadır. Genelde her yer temizdir. Ancak onlar bir yerde saklanmış altı adet mızrak başlığı fark eder. Acaba ne kadar daha fazla böylesine materyal gizlenmiştir? Saklanan malzemeyi kim, ne zaman kullanmayı planlamaktadır? Böylesine soruların cevabını ancak Denmark Vesey verebilirdi. Fakat o da birkaç güne ebediyen susacaktır. Bu arada beyaz bir berber, Denmark’ın beyazların saçlarından kendileri için peruk, bıyık favori yapması için kendisine iş ısmarladığını itiraf eder. Peruk takmış ve yüzlerini boyamış isyancılar böylece güvenlikleri atlatabilecektir.

Hamilton, Berberi hapishaneye götürür. Denmark’a “Bu adamı tanıyor musun?” der. “Hayır, onu daha önce asla görmedim.” “Tekrar bak!” Vesey başını hayır anlamında sallar. Hamilton, aniden Vesey’in saçından çeker. “Yoksa o peruklar bu muydu?” Vesey’in yardım etmemesini Hamilton ummuyordu. Nefes nefese “Aman Allah’ım” der. “Gel, gel bakayım! Böyle davranmanın sana bir faydası olmayacak. Haydi, ne biliyorsan anlat.” Sabaha dek işkence sürer. Denmark ve arkadaşları idam edilecektir. Son gecelerinde çok şeyler yaşanır. Genç Jesse sessizce ağlamaktadır. Vesey onu rahatlatmaya çalışır. “Sen her şeyi cesurca yaptın. Kendini böyle sıkıntıya sokma. İnançlarından dolayı dimdik ayakta durmalısın. Sen diğerlerinin yapamadığı pek çok şeyi becerdin. Pek çok kişinin hayatını kurtaracak bir girişimde bulunduk. Değilse bile Charleston’un yıllarca sürecek korkunç bir rüya görmesini sağladık. Artık, hiçbir şey dünkü gibi olmayacak!” Vesey’in Jesse’ye anlattıkları doğruydu. 2 Temmuz sabahı, altı tane mahkûmun idam sehpasına götürüldüğü görülür. Diğer mahkûmlar sağa sola vurmaya başlar. Kontrolden çıkmışlardır. İdama götürülen mahkûmları kurtarabilir, her an bir saldırıda bulunabilirler. Gardiyanlar, elleri kelepçeli altı mahkûmu ileri iter. Gün ışığı Vesey’in gözlerini acıtır. Uğuldayan bir kalabalık onları beklemektedir. Her kadın ve erkek, Charleston’un tüm çocukları oradadır. Beyazlar yumruklarını havaya kaldırmış, var güçleriyle bağırmaktadır: “Hainleri asın!” Denmark ve arkadaşları sessizce geriye doğru bakar. Beyazların neden bu denli şiddetli öfkelendiğini bilmektedirler. Pişmanlıklarını dile getirmediler. Sessizce ölmek dilediler. Belediye Başkanı, darağacının şehrin en yüksek yerine kurulmasını emretmişti. Her kölenin, ayaklanan veya bununla ilgili fısıltı dolaştıran siyahînin sonunun ne olduğunu görmesi gerekmekteydi. Fakat yapılan şovda bir şeyler yanlış gitmektedir. Charleston köleleri yapılanlardan başka şeyler anlamaktadır. Kendi sahipleri beyazların gözlerindeki terörü görürler. Bunun tersine liderlerinin arabadan idam sehpasına doğru sessizce ve onurla yürüyüşlerine tanık olurlar. O andan itibaren her kapının ardında gizli birer faaliyet başlar. Kim, hangi kölenin bıçak, mızrak gibi silahları saklamadığını nereden bilebilirdi? Köle topluluğu artık daha cesurdur. Erkekler kızgın ve daha çirkindir. Aradan çok geçmeden, idamlardan sadece iki gün sonra, 4 Temmuz’da, Vesey’in görüşleri doğru çıkmaya başlar. Siyahî guruplar yine toplanmaya başlar. Her yerde “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır.” Diye bağırırlar. Siyahîlerin yüz elli yıllık mücadelesi başlamıştır.