Mehmet Özçakır

Mehmet Özçakır

AĞZI OLANIN KONUŞMAK HER KİŞİNİN, KISSADAN HİSSE ÇIKARMAK ER KİŞİNİN

Ama halen bu ara gene ağzı olan konuşmaya devam ediyor.

Aynı aşağıdaki kıssalardaki gibi , bakalım kim hisse çıkaracak..?

İlki , Kuşadası’nda Vakıflara ait merkezdeki kervansaraya adını veren ve hemen karşısına heykeli bulunan,

Osmanlı Paşasıyla ilgili ilk anekdot,

Kimilerinin “öksüz “ dediği ve yakın çevresindekilerce gizliden gizliye "Öküz" olarak adlandırılmış olan ancak aslı Oğuz Türklerinde “ ÖĞSÜZ “ denilen Mehmet Paşa'nın komuta ettiği ve İran'a karşı düzenlenen bir seferde,

ordu komuta heyeti kışlak çadırında toplanmış taarruz planlarını gözden geçirirlerken, birliklerin iaşesi ve taşıma işleri icin getirilmiş öküzlerden biri çadırın aralığından kafasını uzatıp gözlerini Öküz Mehmet Paşa'ya dikmiş.

Çevresindekiler gülmemek icin kendilerini zor tutmuşlar, biraz tebessüm ederlerken, ökuz gitmiş.

Ancak bir süre sonra tekrar gelip, başını yine içeri uzatmış ve yine uzun uzun Öküz Mehmet Paşa'yı süzmüş. Bu sefer çevresindekiler artık kendilerini tutamayıp kahkahaları basmışlar.

Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa,durumu fark edip çevresindekilere ders vermek ister.

-Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş ve devam etmiş çevresindekilere,

-Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?' diye soruyor.

***

Kıssadan hisse, kimseyi küçük görüp , eleştirmeyin, kınadığınız öküzlükten merkepliğe düşersiniz bir gün..!

İkinci anekdot ise Bursa Valisi Ahmed Vefik Paşa ile ilgili,

Ahmed Vefik Paşa Bursa da , Vali olduğu sırada çok ağır bir kış olmuş ve her taraf karla dolmuş.

Vali o zamanlar ferman salıp, Uludağ'ın karlarını toplayıp satmak hakkına sahip olan buzcubaşıya emir salmış:

- Çabuk şehirden karları toplat, demiş.

Buzcubaşı ise:

- Pekela, sabah olsun toplarım, cevabını vermiş.

Fakat o gece bir lodos esmiş ve bütün karları eritmiş.

Ertesi sabah buzcubaşı valiye gitmiş ve ;

-Vali paşamız, hani benim karlarım?

Onları sizden isterim, çünkü toplatmasaydım bana ceza verecektiniz.

Şimdi zararımı ödeyin, ben onları toplatıp kuyulara dolduracaktım, yarın da satıp para kazanacaktım, demiş.

Ahmed Vefik Paşa'da ona:

- Senin karlarını Uludağ'a toplattım.

Git oradan al, demiş…!

***

İkinci kıssa’dan hisse, emeksiz kazançların peşinde koşmağa başlayanlar , yemeksiz sofrada kalakalırlar.

Hani demem o ki,

Kızım sana söylüyorum ,gelinim sen anla misali..!

Anladın umarım sen bunu..!

Çok söz söylemeye gerek yok ,arif olan anlar ders çıkarır.

Onun için sayfalar dolusu yazmak yerine , bir söz , bir kısa anekdot her şeyi özetler.

İşte adeta günümüze işaret eden son hikaye.

Avrupa’yı ziyaret eden ilk ve son padişah olan Abdülaziz’in 1867 yılındaki bu gezisi 47 gün sürer. Altı yüz küsür yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun 36 padişahı içinde, Avrupa merkezlerine giden ilk ve son tacidar ( taç sahibi padişah ) Sultan Abdülaziz’in 47 gün süren yolculuğuna, padişahın ekibinde bulunan, zamanın İstanbul Şehremini (yani Belediye Başkanı ) Ömer Faiz Efendi’nin seyahat günlüğünden derlenen anıları, tarihçi Cemal Kutay’ın kaleme alması ile bir kitap olarak yayınlanmıştır. Fransa, Belçika, İngiltere, Almanya ve Avusturya’yı kapsayan yolculuk, yer yer gülümseten anlara sahip olsa da genel itibarı ile ders çıkarılması gereken olayları günümüze taşıyor.

Avrupa’da geçen günler heyettekiler için heyecan vericidir.

Heyette yer alan İstanbul Şehriemini yani Belediye başkanı ,Hafız Ömer Faiz Efendi son derece samimi, cesur, açık sözlü biridir. Dönüşte Sadrazam ve paşaların da yer aldığı bir toplantıda Avrupa seferi ve “Batı’nın nesini alalım...” konusu tartışılırken Ömer Faiz Efendi söze: "Paşa hazretleri bu memleketlerden her şeyi alalım, hatta Müslümanlığı bile alalım," diye girer.

Sadrazam dahil herkesi şaşırtan bu garip ve şaşırtan sözlerine Faiz Efendi şöyle devam eder,

- "Evet Paşa hazretleri, evet efendimiz. Müslümanlığı da bu memleketlerden alalım, çünkü onlar ilim irfan medeniyet çalışkanlık, adalet, müsavatları ile Müslümanlığın asıl emirlerini Hristiyan oldukları halde tatbik ediyorlar, yani bilmeden hidayete mazhar olmuşlar.

Cehaleti bırakıp ilmi, iptidailiği bırakıp medeniyeti, tembelliği bırakıp çalışkanlığı, el emeği biçareliğini bırakıp makineyi, şehirlerde ve köylerde pisliği bırakıp temizliği, üfürüğü bırakıp ilacı, deveyi bırakıp treni, yelkeni bırakıp uskurlu gemiyi alır, kadın erkeğimizle birlikte hem dinin hem devletimizin bekasını ve izzü şan ile devamını temin ederiz.”

Üçüncü kıssadan hisse,

Üfürükçülüğe inanan, hacı hocalardan medet uman, dayanıksız evlerde ölmeyi ve depremi kader sayan , içinde yaşadığı kerpiç ve çamur harçlı binalarda ölmeyi bekleyenler , aslında dayanıklı yapılar yaşasaydı içinde hala yaşayacak olanların bugün mezarda son uykusunda olanların sorumluluğu, İstanbul belediye başkanı Ömer Faiz efendinin dediği gibi, ilim ve bilim yolundan yürümeyenlerin hazin akıbetidir.

Bu olaydan, yani kıssadan bugün olsa kim bir hisse çıkarabilir, hem de devleti alinin yer aldığı bir salonda. ?

Kim, Ömer Faiz Efendi gibi “kral çıplak “ misali lafa girebilir ki?

SÖZÜN ÖZÜ:İLİM ÖĞRENİLEN DEĞİL YAŞANANDIR, YAŞANMAYAN İLİM GEÇMEYEN PARA GİBİDİR.BİLİM İYİ ZAMANLARDA SERVET , KÖTÜ ZAMANLARDA BİR SIĞINAK VE İYİ BİR YOL GÖSTERİCİDİR.

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

P.K:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.505.8077828