Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

İSRAİL VE SİYONİZM

İsrail’in kuruluşu, somut vakıa açısından Fransız İhtilali’ne kadar götürülebilir. Fransız İhtilali, dünya siyasi tarihinde oldukça önemli bir kırılma noktasıdır. Bu olay, ulusal devletlerin başlangıcıdır. Elbette Museviler, bundan etkilenecektir. İhtilal etkisiyle onlar kendi ulusal devletlerini kurmak için hareket geçer. İsrail’in Devleti'nin kuruluşuna giden yolda Theodor Herzl Siyonizme yeni bir ideoloji ve fiili ivedilik katar. Onun önderliğinde toplanan Dünya Siyonist Örgütü'nün (WZO) oluşturulduğu 1897 yılında İsviçre'nin Basel şehrinde düzenlenen ilk kongre İsrail’in kuruluşuna giden ilk basamaktır. Bu kongrede Herzl, ben burada Yahudi Devleti’ni kurdum. 50 yıl içerisinde bu devlet kurulacaktır der. Nitekim tam bundan 50 yıl sonra 1948’de İsrail’in kurulduğu ilan edilir. İki dünya savaşı da İsrail’in kuruluşunda önemli basamak oluşturur. I. Dünya Savaşı sonrasında İsrail’in kurulacağı. Ortadoğu(minimize edilmiş biçimiyle Filistin) topraklarından Osmanlılar çekilir, bölge İngilizlerin kontrolüne geçer. İngiltere, Filistin topraklarına Musevi göçüyle ilgili olumlu bir tutum takınır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu bir kez daha otorite el değiştirir. İngiltere hem Ortadoğu’dan hem tüm dünyadaki müstemlekelerden geri çekilmeye başlar. ABD Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde otoriteyi üslenir. Amerika’da güçlü bir Yahudi lobisi vardır. Bundan dolayı BM kanalıyla ABD İsrail’in kuruluşunu destekler. İngilizlerin Ortadoğu’dan çekilmesinden doğacak otorite boşluğundan SSCB yararlanma peşindedir.

Balfour Deklarasyonu İsrail’in kuruluşundaki en önemli basamaklardan birisidir. Kasım 1917'de kaleme alınan ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Balfour'un imzasıyla yayınlanan bildirge, Filistin sorununun gelişim süreci içerisinde ciddi bir noktadır. Balfour Deklarasyonunda, "Majestelerinin hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu amacın gerçekleşmesi için her türlü çabayı harcayacaktır." denilmekteydi. Her ne kadar bildirgede, Yahudiler için ulusal bir yurt kurulmasının, bu ülkede yaşayan ve Yahudi olmayan toplumların medeni ve dinsel haklarını hiçbir şekilde ihlal etmeyeceği ifade ediliyorsa da, Yahudilerin siyasal hakları ön plana çıkartılıyordu. Filistin’e Yahudi göçü bu deklarasyondan sonra hız kazandı. “İngiltere 3 Haziran 1922'de Dünya Siyonist Örgütüne bir açıklama göndererek, Balfour Deklarasyonunun bir Yahudi Filistin yaratmayı amaçlamadığını, Yahudiler için sadece ulusal bir yurdun tesis edilmesinin söz konusu olduğunu, üstelik İngiliz hükümetinin bölgedeki egemenliğini Yahudi örgütleriyle paylaşmak niyetinde olmadığını bildirdi. İngiltere'ye göre, Filistin'de yaşayan herkes Filistin vatandaşıydı. Yahudiler ise geniş Filistin nüfusu içerisinde ancak bir topluluk olarak nitelendirilebilirdi. Milletler Cemiyeti Konseyi de Filistin'in geleceğine yönelik 24 Temmuz 1922 tarihli kararında İngiltere hükümetinin yaklaşımını aynen benimsedi.” Yahudi yerleşimcilerle Filistinli Araplar arasında bu tarihten itibaren çatışmalar başladı. İngiltere’nin çelişik ve kararsız tutumu Ortadoğu’da yeni sorunların habercisiydi. Belli ki kendisinin yol açtığı sorunu İngiltere çözemeyecekti. 1920,1921 ve 1929 tarihindeki çatışmalar çok kanlı oldu. Yahudi göçü Filistin’deki demografik yapıyı alt üst edince 1930’dan itibaren Araplar ve Yahudiler kendilerine ait terör örgütleri kurdular. Bu örgütler kendi aralarında şiddete başvurdukları gibi olaylardan sorumlu tuttukları İngilizleri de hedef aldılar.

İngiliz ağırlıklı Milletler Cemiyeti de ömrünü tamamlamış gibiydi. Kurulacak İsrail’in meşruluk kazanması için uluslararası arenada tanınması gerekmekteydi. Sorunun milletlerarası arenada tartışılmasını Yahudi cemaatleri önemsemekteydi. Bundan dolayı II. Dünya savaşı sonrası Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmasını Museviler desteklediler. BM’nin kurulması Yahudi toplulukça takdirle karşılanır. Çünkü kendilerine ait bir sorun uluslararası bir platformda tartışılabilecektir. Amerikan etkisi nedeniyle(büyük devletlerin veto yetkisi nedeniyle) kararlar İsrail lehine çıkacaktır. Musevi siyasetçi ve düşünür Israil Zangwill konuyla ilgili biraz daha ileri iderek şunları söyler: “Milletler topluluğu Yahudi ilhamının üründür.”

BM kurulduktan sonra her konu Musevilerin lehinde gelişmeye başlar. İngilizler, Filistin topraklarını terk etme kararı alır. Birleşmiş Milletler acilen konuyu ele alır. , 15 Mayıs 1947’de BM Genel Sekreterine teslim edilen raporla doğrultusunda Azınlık ve Çoğunluk planı diye iki plan ortaya çıkar: "Azınlık Planına göre: manda yönetimi derhal sona erdirilecek ve Filistin'in bağımsızlığı kabul edilecekti. Filistin'in, başkenti Kudüs olan ve Arap ve Yahudi federe bölümlerinden oluşan federal bir yapıya sahip olması öngörülmektedir. "Çoğunluk Planı’na göre, bağımsız Filistin Devleti aralarında ekonomik birlik bulunan Arap ve Yahudi devletleri şeklinde ikiye bölünecek, Kudüs şehrinin her iki devletin dışında, uluslararası kontrole tâbi olacaktır. BM Filistin Komitesi'nin, yaptığı görüşmelerde son şeklini verdiği taksim projesi, 26 Kasım'da Genel Kurul'a getirilir. Genel Kurul da 30 Kasım'da taksim kararını alınır. Karar 10 çekimser, 13 aleyhte oya karşı 33 oyla alınmıştı. Büyük devletlerden ABD, SSCB ve Fransa kararın lehinde oy kullanır, İngiltere ise çekimser kalır. Karara aleyhte oy veren 13 ülke ise Arap ülkelerinden başka, Afganistan, Küba, Yunanistan, Hindistan, Pakistan, Iran ve Türkiye idir.

Burada ilginç olan SSCB’nin İsrail’in kuruluşunu desteklemesiydi. Rus devlet başkanı Stalin Yahudi aleyhtarı idi. O, Yahudi düşmanlığında eski Rus geleneğini devam ettiriyordu. Fakat Sovyet Rusya’nın Orta Doğudaki ihtirasları gerçekleşecek ise, İngiltere bu bölgeden atılmalı ve bölgede bir boşluk yaratılmalıydı. Kendisi Orta Doğuya girmek için bu boşluktan yararlanabilirdi. Sovyetlerin bu hesaplarla, Amerika ile birlikte taksimi desteklemeleri, birçok üyenin de aynı şekilde oy kullanmasına sebep olur.

İsrail Devleti, Kudüs ve çevresinde kurulur. Kudüs Filistin topraklarındadır. Filistin Doğu Akdeniz’in kalbindedir. Burası Fenike gibi eski uygarlıkların beşiğidir. Bereketli Hilal’de kalır. Afrika, Asya kıtalarının kesişim kavşağında yer alır. Ortadoğu’ya açılan penceredir. Sina Yarımadası üzerinden Süveyş Kanalı’na çok yakındır. Kudüs’ü ele geçirmek için tarihin farklı devirlerinde kanlı savaşlar olmuştur. Bunlardan bir tanesi Haçlı Seferleridir. Kudüs üç semavi din için de önem arz eder. Yahudi soykırımıyla ilgili yapılan en iyi filmlerden biri olan Schindler's List (Steven Spielberg) soykırımdan kurtulan Musevilerin Kudüs’e aşağıdaki şarkıyı söyleyerek yürüyüşle biter: “Yazık! Kurumuş çeşmeler, kurumuş ağaçlar… Nerede kaldı pazarların kurulduğu o günler. Dağındaki tapınaktan gelmiyor artık ibadete çağıran sesler… Erika yolu üzerinden Ürdün’e göç ederken kayalık mağaraları ziyaret ederdi geçmişten gelen seslerle cinler periler… Her yeri altın Kudüs! Her yeri bronz ve ışık Kudüs… Saklayacağım kalbimde senin türkünü görüntünü.”