Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

ALADAĞLARIN KARAKOYUNLU TÜRKMENLERİ VE CİHAN ŞAH

Moğol / İlhanlı İmparatorluğunun 14’cü yüzyıl ortalarında dağılmaya başlamasıyla tarih sahnesine çıkan beyliklerden birisi de Oğuz Türkü Yıva boyu mensuplarının kurduğu Karakoyunlulardır.

Beyliğin kuruluşunda, Van Gölü kuzeyinden Erciş’e, Aladağlardan Tendürek ve Azerbaycan’a kadar yükselen yaylalarda konar-göçer yaşayan Türkmen topluluklarından Sa’dlu oymak beyi Bayram Hoca etkili olmuştur.

Yıva, Yazır, Döğer ve Avşar boyundan Türkmenlerin(1) bir sancak altında birleşmesiyle kurulan Karakoyunlular, Osmanlı ile eş zamanlı büyümüş, kısa sürede devlet niteliği kazanıp imparatorluk seviyesine ulaşmıştır.

Doğu Türklüğünün koruyucusu ve kollayıcı vasfını taşıyan Karakoyunlular Bayram Hoca zamanında hâkimiyet, hükümdarlık, adalet, akıl ve bilgelik temelinde alt yapı teşkilatlarını kurup Moğol Celayirlerin elindeki Tebriz’i fethetmişlerdir.

Tebriz’in başkent yapılmasından sonra Türk kültürü ve geleneği yanı sıra Türk’ün inanç anlayışı ekseninde, hükümdar ailesi, şahzade, saray ve devlet görevlisi, yönetim divanı, meclis kanunnameleri yazılmıştır.

Devlet toprakları ve ikta sistemi ile suyurgal(2) fermanları çıkarılmıştır. Düzenli ordu sistemini öngören askerlik teşkilatıyla birlikte hükümdarın ordu kademelerine atama usulü belirlenmiştir.

Darphanelerde sikke kestirilmiş, tevki mührü (ferman, menşur ve mektupların sonuna vurulan hükümdarlık alameti) bastırılmış, sınır boylarına ve şehirlere beyler atanmış, ticaret ve sosyal hayatı düzenleyen kanunlar yazılmıştır.

Karakoyunlular döneminde, kentler bayındır hale getirilmiş, kültür ve sanat faaliyetleri ivme kazanmış, Osmanlılarla dostluk ilişkileri kurulmuş, Akkoyunlular ve Timurlular ile mücadele edilmiştir.

Beylikten devlete, devletten imparatorluğa geçiş sürecinde, yaklaşık bir asır hüküm süren Karakoyunlu tahtında sırasıyla; Bayram Hoca, Kara Mehmet, Kara Yusuf, İskender, Cihan Şah ve Hasan Ali beyler oturmuştur.

Cihan Şah zamanında devlet; bugünkü Türkiye, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak ve Umman topraklarına kadar genişlemiş, imparatorluk seviyesine ulaşılmıştır.

Cihan Şah, Kara Yusuf’’un altı oğlundan dördüncüsüdür. Annesi Kadem Paşa Hatun, kardeşleri Pir Budak, Şah Mehmet, İskender, İspend ve Ebu Sait’tir. Kaynaklarda, 1397’de Hoy’da ya da Mardin’de doğduğu belirtilmektedir.

Cihan Şah, 1415’te babası Kara Yusuf tarafından bey tayin edilip Tebriz’den Sultaniye’ye gönderilmiş, refakatine verilen ve eğitiminden sorumlu tutulan atabeglerin (Lala) yanında yetişmiştir.

1420’de babasının ölümü üzerine Sultaniye’den ayrılarak Bağdat beyi ve ağabeyi Şah Mehmet’in yanına gitmiştir. Bu sırada Akkoyunlu ordusunu, Nusaybin’de bozguna uğratan kardeşi İskender ise başkent Tebriz’e gelerek Karakoyunlu tahtına oturmuştur.

Cihan Şah, on dokuz yıl taht süren İskender’in, 1439’da oğlu Kubat tarafından düzenlenen bir suikastla öldürülmesi, Şah Mehmet’in Timurlu askerler tarafından esir alındıktan sonra Şahruh’un emriyle katledilmesi üzerine 1439’da hükümdar ilan edilmiştir.

Karakoyunlu, Akkoyunlu, Timurlu, Osmanlı ve Memlüklerin içinde bulunduğu bu devirde yaşanan siyasi iktidarsızlık ve karışıklıklar ile mezhep akımlarının sebep olduğu çalkantılar devlet otoritesini tesis etmeyi oldukça güçleştirmişti.

Fakat Cihan Şah, bütün bunlara rağmen Karakoyunlu devletini, doğu Anadolu'da siyasi güç merkezine çevirmiş, içinde bulunduğu geniş coğrafyada meydana gelen olaylara karşı aktif rol oynamıştır.

Ülkesinin imar işleriyle ilgilenmiş, şehirlere vakıf müesseseleri yaptırmış, Darül Kurra ve Darül Hadis medreselerini kurmuştur.

Karakoyunluların iç ve dış siyasetinde önemli görevler üstlenmiş eşi Hatun Can Begüm(3) ile birlikte kültür, sanat ve inanca dönük faaliyetlerde bulunmuştur.

Cihan Şah, kendisinden önceki Karakoyunlu hanedan üyeleri gibi ve ayrıca devletin imparatorluk vasfı gereği, bölgesel çıkarları doğrultusunda değişik yönetim ve farklı inanç politikaları uygulamıştır.

Bu itibarla, Karakoyunlu devleti ile hanedan üyelerinin resmi mezhebi hakkında bir sonuç çıkartılamaz. Buna rağmen, Karakoyunlu hükümdarlarının Şii mezhepli olduğunu, Sünni topluluklara baskı yaptığını yazan tarihçilerin iftirası söz konusu edilmektedir.

Akkoyunlular Sünni, Safeviler Şii mezhep inancını benimsetmeye çalışmışken, Karakoyunlular, Türkmen inanç anlayışına müdahalede bulunmamış, din ve mezhep farklılıklarını zenginlik kabul etmiştir.

Ancak devlet yönetimine ve toplum hayatına müdahale ettiğine inandıkları tarikat akımlarının inanç merkezlerini sürekli basmışlar, ileri gelenlerini şiddetle cezalandırmışlardır.

Cihan Şah, tahta çıktıktan bir yıl sonra ilk seferini 1440 yılında Gürcü topraklarına yapmıştır. 1445 yılındaki ikinci Gürcü seferinden sonra Gürcistan Krallığını vergiye bağlamıştır.

1446’da Bağdat beyi kardeşi İspend’in ölümü üzerine kuzenleri Elvend ve Fulad arasında baş gösteren Mirzalık(4) kavgasına müdahale ederek Bağdat’ı kendi kontrolüne almıştır.

Memluklere bağlı Türkmen emirlerin Timurluları desteklemesi üzerine, Memluk sultanı ile işbirliği yapmış ve bu emirleri bertaraf etmiştir.

Akkoyunlu beyi Cihangir’i mağlup ederek Rey, İsfahan, Fars ve Kirman İllerini Karakoyunlu hâkimiyetine almıştır.

1447’de Timurlu Şahruh’un ölmesi üzerine Horasan’a büyük bir sefer hazırlığına başlamıştır.

1448’de harekete geçerek önce Harzem ve Batı Horasan topraklarını sonra Timurlu başkenti Herat üzerine yürüyüp burasını zapt etmiştir.

Artık karşısında sadece Maveraünnehir hâkimi Ebu said vardı. Maveraünnehir’in fethiyle tarihin gidişatını değiştirecek, çok güçlü bir Türk devletini Karakoyunlu elinden kuracaktı.

Fakat oğullarından Hasan Ali'nin isyan ederek Tebriz’i ele geçirdiğini duyunca, seferden vazgeçip geri dönmüş, Hasan Ali’yi itaat altına alıp, Maku kalesine hapsetmiştir.

Bu tarihten itibaren Akkoyunlu beyi Cihangir üzerinde yoğunlaşmış, 1452’de Cihangir'in Karakoyunluları metbu tanıması şartı ile antlaşmaya varmıştır.

Cihan Şah, batı sınırlarında sağlanan barıştan sonra yönünü bir kez daha doğuya döndürmüş, Akkoyunlu devletinde Cihangir’in yerine güçlü bir hükümdarın ortaya çıkışını ve Karakoyunluları rakip gördüğünü önemsememişti.

Akkoyunluların “Uluğ” unvanıyla andığı Hasan bey(5); batıya açılmak, doğuya ilerlemek, ticaret yollarının tamamını ve Doğu Karadeniz limanlarını kontrol altına almak istiyordu.

Uluğ (Uzun) Hasan beyin kızı Halime Begüm Sultan da; Karakoyunluların hiç bir zaman fırsat tanımadığı Safevi tarikatı şeyhlerinden Cüneyt’in oğlu Şeyh Haydar’ın eşiydi.

Nitekim! Halime Begüm Sultan, hem Karakoyunlu hem de Akkoyunlu topraklarını ele geçirecek, Şiiliğin onikicilik mezhebini resmen tanıyacak Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail’i 1487’de dünyaya getirecektir.

Cihan Şah, 1457’de Mardin beyi Rüstem’in Akkoyunlu Uzun Hasan’a yenilmesinden sonra durumun vahametini anlamış, gecikmiş de olsa gerekli tedbirleri derhal almıştı.

Hâkimiyetindeki topraklarda karşılaştığı bütün sorunları çözdükten sonra Hasan beye bir ders vermek ve gerekirse ortadan kaldırmak amacıyla üzerine yürümüştür.

Büyük tehlikelerin yaratacağı risklere rağmen 1467 baharında Tebriz’den yola çıkıp Hoy, Van, Bingöl ve Ergani üzerinden Akkoyunlu başkenti Diyarbakır’a hareket etmiştir.

Hasan bey ise yaklaşan tehlikeyi bertaraf etmek için Diyarbakır’dan çıkmış, ordusunu sarp ve kayalık alanlarda gizleyerek Karakoyunluların üzerine yürümüştür.

Cihan Şah, Bingöl ile Kiğı arasındaki Sancak mevkiine ulaşıp karargâh kurduğunda, kendisini adım adım izleyen Hasan bey de Sancak’a yakın bir yerde beklemeye başlamıştı.

Hasan bey, kendisinden bihaber Karakoyunlu karargâhına 11 Kasım 1467 günü gece vakti, ani baskın verip han otağında dinlenen Cihan Şah’ı öldürtmüş, Karakoyunlu Cihan Şahın iki oğlunu, komutan ve beylerini esir alıp Diyarbakır’a dönmüştür.

Dağılan Karakoyunlu ordusundan geriye kalanlar Cihan Şahın naaşını yanlarına alıp Tebriz’e götürmüş, Cihan Şahın eşi Hatun Can Begüm ile kızı Hatun Devlet, çifte hükümdarlıklarını(6) ilan etmişlerdir.

Bu görevlendirmeden sonra yapılan devlet töreniyle Cihan Şahın cenazesi, kendi adına yaptırdığı Muzafferiye Medresesindeki türbeye defnedilmiştir.

Tarihimize sahip çıkmak adına, Türkiye Cumhuriyeti devlet armasındaki güneşi çevreleyen 16 adet yıldızın temsil ettiği devletlerin arasına, Karakoyunluların da dâhil edilmesi gerektiğini duyuruyor, devleti göreve davet ediyoruz.

***

Kaynakça:

(ı) E. Konukçu, Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah, TDV İslam Ansiklopedisi, c.7 s.536, 1993, (ıı) M.Macit, Karakoyunlular Dönemine Sanat Hayatı, Makale, Bilig Dergisi s.20. 2002,

(ııı) Orta Çağda Din ve Devlet, Editör A.A.Arayancan, Yeditepe Yayınevi, s.135-154, 2018.

Dipnotlar:

(1) Bu topluluklar; Baharlı, Duharlu, Hacılu, Alpagut, Karamanlu, Çakırlı, Ayinlu, Bayramlu, Ağaçeri ve Şamlu oymaklardır. Karakoyunlu konfederatif yapısı içerisindeki Şamlu ve Çakırlu aşiretleri Şiiliğe meyil etmişler, diğerleri Sünni kalmışlardır.

(2) Uygurca‘da suyurgamak sözünden alınan suyurgal kelimesi, hükümdarın bir kimseye bağış ya da hibede bulunmasıdır. Toprak sahipliğinin gelişmesi sonucu ortaya çıkmış ve feodalleşme sürecinde önemli rol oynamıştır.

(3) Hatun Can Begüm’ün adı ve mührü birçok fermanda, kitabede ve vakıf kayıtlarında geçmektedir.

(4) Mirza, Soyluluk sanı. Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerde şehzade veya şahzadelere verilen unvan. İslamiyet öncesi Tigin.

(5) Hasan bey, Akkoyunlu Türkmenleri nezdinde Uluğ Hasan ise de Osmanlıya karşı izlediği olumsuz siyasetin etkisiyle, Osmanlı belgelerinde küçümsenmek amacıyla isminin önüne uluğ yerine uzun kelimesinin eklendiğini düşünüyorum.

(6) Cihan Şahın oğlu Hasan Ali, kendisini serbest bıraktıran vezir ve komutanların çabalarıyla kısa bir süre sonra Karakoyunlu tahtına çıkmıştır.