Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

HUZUR ARIYORUM!

“Kendini kuru sözle değil, iş ve eserle anlat.” CİCERO

“Laf lafı açar, laf kapıyı açar,

Yiğidi kılıç kesmez bir acı söz öldürür.” diye söylenen halk sözünün derinliklerinde, sözün yeri, zamanı ve anlamı üzerine vurgular yapılmaktadır.

Konuşmayı seven toplumumuzda yaşanan “dedi ki, demiş ki” söylemleriyle başlayan atışmalar, kapışmalar ve ardından gelen kin nefret, kavga ve karamsarlıklar yayılarak umut kapılarına kilit vuruyor: ‘söz vurgunu ve söz yorgunu’ bir toplum ortaya çıkıyor. Sohbetlerin yerini alan ağır söz atışmaları ile yaralı kalpler çoğalmakta, yorgun, kırgın, dağınık, umuşuz bir toplum ortaya çıkmakta.”

“Yüz dinle, bin düşün, bir tek söz söyle, / Sözünden bilinir irfan” demişler.” (Mir’âti)

“Aşağı mahalleden bir yalan söyledim, yukarı mahallede ben de inandım” derler

Yalan dünyayı yalanlar ve yılanlar kaplayınca bireyi ve toplumu kırgınlıklar ve yorgunluklar sarmakta.

Her zaman, her olayda ve her konuda söylenen yanlış, anlamsız, duyarsız ve yaralayıcı sözlerin acı etkileri bireyi ve tolumu etkileyerek ülkenin birlik ve bütünlüğüne de olumsuz katkılar vermekte.

“HUZUR ARIYORUM” diyen insanlar çoğalmakta. Sokakta, salonda, okulda, konferansta, siyasi toplantılarda, TV söyleşilerinde yaratılan gereksiz ve yersiz bağırıp çağrılmalar, gürültüler ve maksadını aşan atışmalar kime ne yarar ve ne zarar sağlamakta diye bir sosyal araştırma yapılırsa, toplumun söz yarası ile yorgun düştüğü açığa çıkacaktır.

Boş ve anlamsız söylemlerden bıkan toplum, “Yeter artık, karşılıklı saygı ve hoşgörü ile konuşulsun, tartışılsın, bilgi, akıl, bilinç öne çıksın, kavganın yerini kardeşlik alsın” gibi söylemlerle herkesi uyarmakta.

“Düşmanımız kindir bizim” diyen Yunus Emre ile “…Kin yürekte yüktür, sevgi gönülde güldür” diyen Şair Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu’ya ve daha binlerce ozan, bilge ve şaire gönül vermeliyiz. Kültürümüzün temeli, hoşgörü, sevgi ve saygı ile yoğrulmuştur.

Uygurlara ait bir atasözü, “yüz – göz ve söz’ün yerini ve anlamını vurgulayarak: “Yüzün süsü gözdür, dilin süsü sözdür” demekte.

Çevre kirliliği yaratan ve hiçbir etkisi olmayan binlerce renkli afiş sokaklarda artık yok. Aynı şekilde insanı ve toplumu yoran yanlış, anlamsız ve gereksiz söylemler de yok oldukça huzur ve düzen halkımız arasında beğeni kazanmakta. Az konuş, doğru konuş ve etkili konuş anlayışı hâkim oldukça barış, birlik ve sevgiyle birlikte tatlı yarışlar insanları mutlu etmektedir. Her türlü mücadelenin hedefi, toplumun huzuru, başarısı ve birliği olmalıdır

“Oh be! Yeter, bıktık şu söz gürültüsünden ve karmaşasından!” diyenler çoğaldıkça hayata ve söylemlere de çekidüzen gelecek, huzurlu ortam oluşacaktır.

Sözüne değil, özüne bak, niyetine bak, toplumsal yararına bak, uygulamalarına bak ve insani yaklaşımına bak ona göre söz söyleyenleri değerlendir. Arşimet terazisinde tart, sokakları aydınlatmak için elinde feneri ile dolaşan bilge Diojen’den ders al.

Darendeli Âşık Beyani’nin 1985 Gençlik Yılı’nda ödül alan “Oğul” şiirinde dediği gibi: “…Sahip çık kimseye verme bir karış / Bu toprak üstünde başlat bir yarış / Fikirle savaş yap, fikirle yarış / Fikirle savaş yap fikirle yarış / Kılıç en sonunda vurulur oğul…”

Nasrettin Hoca’nın hemşehrisi ünlü şair Şevki Akar, bir şiirinde şöyle demekte: “Kimileri kurusıkı, kimi desteksiz atıyor; / Pişmiş aşa kimi zehir, kimi soğuk su katıyor…”

TÜRK, ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN

Atatürk’ün hepimizin bildiği, aklımıza kazınan bir sözü var: “Türk, öğün, çalış, güven.

Son zamanlarda sosyal medyada bu sözlerdeki “öğün” sözcüğünün kökünün öz Türkçe “akıl – us” anlamındaki “og” olduğunu ve “öğün” sözcüğünün aklını kullan anlamını taşıdığı iddia edilmektedir.

“Türk, öğün, çalış, güven” sözleri, Ankara’da, 1934’te dikilen ‘Emniyet Abidesi’nde yer almaktadır. İsmet İnönü’nün 01.01.1935 günü Cumhuriyet’te yayımlanan demecinde öğünmek sözcüğünün onur duymak anlamında kullanıldığını görüyoruz. Bu durumda “Övünmek / Öğünmek” ayrımı gerçeğe dayanmıyor.

1960’larda bu sözün sıralamasının yanlış olduğunu, öğün sözcüğünün en sona yazılması gerektiğini öne süren yazarlar da vardır. Oysa sözün söylendiği 1934 yılında Türk, övünülecek işleri başarmıştır. 1933’te Cumhuriyet’in 10’uncu Yıl Marşı’nda “Az zamanda büyük işler başardık” denilmekte ve Türk’ün 10 yılda başardıkları sıralanarak bunlarla haklı olarak övünülmektedir.

Sonuç olarak; eleştiriler, bağlamından kopartılarak yapılmakta, eleştiriyi yanıtlamaya yeltenenler de bağlamından kopartılarak yapılmakta, eleştiriyi yanıtlamaya yeltenenler de bağlamından kopuk bir savunmayla, sözcüğün anlamıyla oynamaktadırlar.