Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

SEVR’DEN SAKARYA VE DUMLUPINAR'A 30 AĞUSTOS ZAFERİ

Bu yazıyı; kısa bir süre önce “Çerkezler asimile ediliyor” sözüyle öykünen İYİ Parti genel başkan yardımcısına ithaf ediyorum.”

Osmanlı Saltanat Şurası, 22 Temmuz 1920’de Yıldız Sarayında toplandığında Paris’te yapılacak Sevr Barış Antlaşmasını görüşmüştü.

Önlerinde iki seçenek vardı: Osmanlı’nın ya galip devletlerin belirleyeceği sınırlar içinde varlığını sürdürmesini kabul edecekler ya da karşı çıkacaklardı.

Makamlarını korumayı tercih ederek Sevr Antlaşmasını oy birliği ile kabul ettiler.

Yayınladıkları bildiride; "Saltanatın zayıf bir mevcudiyetinin dahi mahva tercih edilmeğe değer" gördüklerini açıkladılar. Paris’e heyet[1]gönderip 10 Ağustos 1920 tarihinde antlaşmayı imzaladılar.

Bu gelişmeler üzerine, Fransızlara karşı kurulan güney cephelerinde incelemelerde bulunan Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Pozantı’dan Ankara’ya döndü ve TBMM'yi topladı.

Meclis; Saltanat Şurasını ve imza heyetini vatan haini ilan etti. Doğu, Batı ve Güney Cepheleri adıyla ordular kurulmasına, milis kuvvetlerinin bu ordu komutanları emrine girmesine karar verdi.

15’ci Kolordu ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’e Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’in Ermenilerden geri alınması için yetki verdi. 28 Eylül 1920’de saldırıya geçen Karabekir Paşa; İşgal altındaki Doğu Anadolu ve Karadeniz şehirlerini geri aldı.

Ermeniler barış istedi. 3 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü Antlaşması imzalanıp Doğu Anadolu ve Karadeniz kurtarıldı.

5 Aralık 1920’de İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti arasında ilk resmi temas Bilecik'te gerçekleşti.

Görüşmelerde mutabakat sağlanamayınca Ankara’yı teslim almak, TBMM'yi dağıtmak isteyen Yunan ordusu; 6 Ocak 1921’de saldırıya geçti. Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey, 10 Ocak 1921’de düşmanın Eskişehir ilerleyişini İnönü Ovasında durdurdu.

Galip devletler hiç beklemedikleri bu yenilgi karşısında; kahramanlıktan vatan hainliği safına geçen “Çerkez Ethem” isyanını başlattı.

Batı Cephesi Komutanı ve Milletvekili Albay İsmet, Çerkez Ethem'in kuvvetlerini dağıtıp bozguna uğrattı.

Türklerin asırlar boyunca sadece atıfet gösterdiği Çerkez ayaklanmaları bitmek tükenmek bilmiyordu. 1919’daki Anzavur Ahmet, Düzce ve Balıkesir isyanları gibi Çerkez isyanlarının birisi bastırılıyor, diğeri başlıyordu.

Çopur Yusuf gibi isyancı Çerkez familyaların isyanları; hem galip devletlerle mücadeleyi sekteye uğratıyor hem de halkı canından ediyordu.

Genellikle Saltanat ve Şeriat seslendirilen, Çerkezlik ve Kürtlük davası güdülen bu ayaklanmaların yanı sıra Büyük Ermenistan ve Büyük Yunanistan hayalleri taşıyan isyanlar da usulünce halledildi.

Çapulcu ileri gelenleri destek verdikleri düşman kuvvetleriyle birlikte sürüldü. Ele geçirilenler ise 1920 tarihli Hıyaneti Vataniye Kanunu'na[2] göre idamla infaz edildiler.

Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadeleyi engellemeye çalışan güçlere karşı fiili yönetimini güçlendirecek adımlar atıyor, ülkenin eğitim, kültür ve iktisat konularını da planlıyordu.

Meclis; 1921 yılının ilk üç ayında “Teşkilatı Esasiye Kanunu” adını taşıyan Anayasa’yı ve Burdur Milletvekili M. Akif Ersoy’un kaleme aldığı güfteyi “İstiklal Marşı” kabul etti. Rusya’da kurulan Bolşevik Hükümeti ile Moskova Antlaşmasını imzaladı.

Sevr antlaşmasını uygulatmak isteyen Yunanlılar, 23 Mart 1921’de tekrar taarruza geçtiler. İnönü Ovasında gerçekleşen ve İkinci İnönü Zaferi adıyla Türk tarihine yazılan savaşın kazananı yine Albay İsmet oldu ve bu başarısından dolayı ve tuğgeneral rütbesine terfi ettirildi.

Mustafa Kemal Paşa, 16 Temmuz 1921’de Ankara’da eğitime milli bir yön vermek amacıyla Maarif Kongresini topladığında; Yunan ordusu, Bursa’dan gelen takviye birliklerin desteği ile Kütahya-Eskişehir cephelerine bir kez daha taarruz etmekteydi.

Fevzi Çakmak paşayla birlikte cepheye giden Mustafa Kemal Paşa; Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya, ordunun Sakarya Nehri doğusuna ric'at etmesini emretti.

Türk ordusunun geri çekilme harekâtı, kamuoyunun moralini bozdu. TBMM’de çok sert tartışmalar yaşandı. Ancak, fazla zayiat vermeden, düşmanın saldırı düzenini bozup, düşmanla arasındaki mesafeyi uzatarak ihtiyaç duyduğu zamanı kazanmıştı.

Buna karşın Ankara’yı teslim almak isteyen Yunan ordusu, Kütahya’dan sonra Afyon ve Eskişehir’i ele geçirmiş, önlerinde fazla bir engel kalmadığını düşünerek yeni hazırlıklara başlamıştı.

TBMM’de 5 Ağustos 1921 günü Mustafa Kemal’e, Başkomutanlık yetkisi vermiş, başkomutanlığın Tekâlif-i Milliye emirlerini yayınlamıştı.

22 Ağustos 1921 günü sabahında Yunan ordusu, bütün gücüyle Türk mevzilerine taarruz ederek 13 Eylül 1921’e kadar 22 gün 22 gece sürecek Sakarya Meydan Muharebesini başlattı.

Sakarya Savaşı, 5 Eylül’e kadar düşmanın üstünlüğüyle geçti. Çok şiddetli, çok kanlı çarpışmalar yaşandı.Polatlı Alagöz[3] Köyündeki Karargâh binasından savaşı yöneten Mustafa Kemal Paşa; 9 Eylül gecesi genel taarruz kararını açıkladı.

10 Eylül sabahı, mevzilerinden süngü takarak çıkan ve sel gibi akan kahraman Subay ve Mehmetçikler savaşın gidişatını değiştirdi. Polatlı, Kartaltepe ve Duatepe[4] düşmandan temizlendi. Beylikköprü bölgesi ele geçirildi.

12 Eylül’de tamamen dağıtılan düşman; topunu, tüfeğini terk ederek perişan bir şekilde kaçmak zorunda kaldı. Afyon ve Kütahya'ya kadar sürüldü. Çok sayıda şehit ve yaralı sayısı, ordunun yeniden teşkili gibi nedenlerle tam bir takip yapılmadı.

Mustafa Kemal Paşa’ya bu savaşta kaburgalarından yaralandı. TBMM tarafından 19 Eylül 1921 tarihli kanunla "mareşal" rütbesi ve "gazi" unvanı ile ödüllendirildi.

Mustafa Kemal Paşa yönetimindeki Türk ordusu yaklaşık bir yıl süren hazırlık devresini geçirmiş, Türk’ün istiklalini örten perdeyi kaldırmanın zamanı gelmişti.

25 Ağustos 1922 günü akşamı Yunan orduları komutanı General Trikupis, Afyon'daki balo’da kurmaylarıyla eğleniyordu. Mustafa Kemal Paşa, Akşehir’deki karargâhtan gizlice ayrılmış Afyon Kocatepe’deki cephe karargâhına gitmişti.

Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan, Kocatepe’de ordusunun başındaydı. 26 Ağustos 1922 günü sabah saat 05.00’de kolordulara gerekli emir verildi.

Türk ordusunun top atışı ve hava saldırısıyla büyük taarruz başladı. Sabahın erken saatlerinde Kalecik Sivrisi, Tınaztepe ve Belentepe mevzileri ele geçirildi.

27 Ağustos 1922 günü sabah erken saatlerden itibaren bütün Yunan cephelerine bir kez daha genel taarruz yapıldı. Yunan ordusunun Kazuçuran’daki Merkezi alınıp İzmir’le haberleşme ve ulaşım imkânları kesildi.

28 Ağustos 1922 günü sabah gün ışımadan Kurtkaya ve gün doğuşunda Erkmen Tepesi alındı. Eğer Çiğiltepe’de alınırsa düşman cephesi yarılacak ve tutunması mümkün olmayacaktı.

Çiğiltepe, düşmandan temizlenemedi. Makineli tüfek yuvaları kan kusmaya devam etti. Harekâtın sonucu gecikti. Albay Reşat, başkomutana verdiği sözü yerine getiremediği için intihar etti.

Savaşın ve belki de ülkenin kaderini etkileyecek en kritik mevkideki Çiğiltepe’den saat 11.45’de haber geldi: “Çiğiltepe düştü, düşman bataryaları etkisiz hale getirildi.”

Türk süvari ve piyadeleri saat 17.30’da Afyon'a girdi. Yunan ordusu dağılmış, panik halinde kaçarak Dumlupınar istikametine çekiliyordu.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 29 Ağustos 1922 Salı günü, bir milletin son bir gayretle yok olma endişesini sonlandırdı.

Dumlupınar’da toplanan Yunan ordusuna bizzat kendi emrindeki birliklerle taarruz etti.

30 Ağustos 1922 Çarşamba gününe kadar devam eden savaşta; Yunan ordusu büyük ölçüde imha edildi. Teslim olanlar, insani duygularla muamele gördü.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de Türk Milletinin kaderini değiştirecek emrini verdi...

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz İleri!..”

Ne yazık ki bugün; “Keşke Yunan galip gelseydi” ya da “30 Ağustos, halkın tamamını ilgilendiren bir gün değildir” sözlerini söyleyebilen akıl yoksunları ile “Türkiye’de Çerkezler asimile ediliyor” diyerek ülkemi yönetmeye talip olan zavallı bir siyasetçi görmek çok hem de çok acı…

***

[1] Sevr’i imzalayan heyet üyeleri, Ayan Meclisi üyesi M. Hadi Paşa, Bern Büyükelçisi Reşat Halis ve Saltanat Şurası üyesi Rıza Tevfik’tir.

[2] Hıyaneti Vataniye Kanunu, 12 Nisan 1991'de yürürlükten kaldırıldı. Günümüzde ACK ve TCK’da tanımlanmıştır.

[3] Alagöz Köyündeki Karargâh, 18 Kasım 1921’de Akşehir’e, Büyük Taarruzdan bir gün önce de Kocatepe’ye taşınmıştır.

[4] Ankara Eskişehir karayolunda Polatlı’dan sonra karşımıza çıkan “Dur Yolcu” Anıtı; Duatepe ve Kartaltepe Şehitleri adına yapılmıştır.