Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

TAFLAN KOKULU MISRALAR BİZİM SOKAĞIN MAKİNİSTİ

Çocukluk yıllarımızda Okullar kapanınca çıraklık dönemi başlardı. İlk Okulu bitirdiğim yılın yazında mahallemizde yazlık “Ünal sineması” açılmıştı. Bende demirci, sabuncu çıraklığı yerine, sinemanın büfesinde çalışmak istiyordum. Kafama koyduğum gibi, sinemada seyirciye yer gösterip, film arasında Gazoz satmaya başladım. Ünal sinemasını o yıllarda Ünal ve Vural Erdemir kardeşler işletirdi.

Yassı pilli el fenerim gülkurusu sinema önlüğümün göğüs cebini süslüyordu. O yıl Aydın’da sinemalar öylesine çoğalmıştı ki, rekabete “2 film birden” ve “ Her yer 50 kuruş” kampanyası eklenmişti. Hisar, Park, Zafer, Atlas, Saray, Bahçe ve Kulüp sinemalarının yanına, Ses, Bulvar, Lale ve Ünal sinemaları da eklenmişti., Film başladığında Filit pompası ile kolonya sıkmak, film arası verdiğinde çekilişle hediye dağıtmak, Ünal sinemasını kapalı gişe oynatırdı. Ne var ki, yerler numarasız olunca bizim bahşişler suya düşerdi.

Filmi oynatan makinistimiz öğretmendi, herkes Hocam! Diye hitap ederdi. O yıl, Adana’dan gelip Gazipaşa Ortaokulunda Edebiyat derslerine giren “Muzaffer İzgü” den başkası değildi.1933 Adana doğumlu İzgü, Öğretmen okulunu bitirinceye kadar çeşitli mesleklerin kapısını çalmış.

Sinema makinistliğini de bir akrabasından öğrenmiş ve Aydın da işe yaramış. Yerinde konuşan, Öğretmen ciddiliğini yüz hatlarında saklayan, çocuklara değer veren ağır başlı insandı İzgü.

Yöresinde ilkokul öğretmeni olarak başlamış, sonradan Ortaokula geçmiş. Bir sigara içimlik zamanında Çukurova da geçen çocukluğunu, gençliğini ve ilk öğretmenliğini anlatırken hayretle dinlerdik. Akşamüstü olunca Hoca, balon lastikli bisikleti ile Çavuş köprüsünden kıvrılır, bizim sokağın önünden sinemaya yol alırdı. Gelirken oğlunu, bisikletin kadrosuna yaptığı özel oturağa bindirip getirmeyi ihmal etmezdi. Bisikletin zinciri değmesin diye paçasına çelik mandal tuttururdu.

Titizdi hocam. Gece gösterime girecek filmi kasnağına sarar, hatalı ve kopan yeri var mı, kontrol eder, sonra yemeğe giderdi. O makine dairesinde kendi dünyası hazırlarken bizde, sandalye aralarını süpürür, boş şişeleri kasalara koyar, buz dolu kazana gazozları sıralardık. Bir oğlu ve ikiz kızı olan Muzaffer hocamın, bisiklet den dönme “Rex” marka motor bisikleti olmuştu. Bazen film kopar, ışık, ses giderdi, o zaman seyirci saygıda faul yapmadan, Hoca!..diye hatırlatırlardı. Fakat başka sinemalarda, Makinist uyuma! Diye figan ederlerdi.

Çelik kasnaklardan çok filmler sarıldı, afişler o kadar hızlı değişti ki efsunlu tablalardan. Takvimler alçak gönüllü sayfalarını peşi sıra döktüğünde İzmir de Okul yıllarım başlamıştı bile. Sonra Muzaffer Hoca da ayrılmış Aydın’dan. Onun, Ortaokul yıllarımda gülmece ağırlıklı mizah yazdığını biliyordum. Eserleri Kitap evlerinde “İmza günü”n de sahne aldığında Roman ve Öykülerinin ödül yılları başlamıştı. Kitaplarının arka kapağındaki Biyografisinde Aydın yıllarından tek satır olmayışı beni yaralıyordu.

Yıllar sonra bir gazete röportajında“Aydın da sinema makinistliği ve yerel gazetede köşe yazarlığı yaptım” cümlesi beni rahatlattı ve bu bizim “Muzaffer hoca”, Muzaffer Abim, dedim. Filmleri ezberlememize rağmen, “araya kaç dakika var hocam” diye sorardım. O da parmaklarıyla işaret ederdi. Kucaklardık o zaman “harçlık” teknemiz, alçak gönüllü Gazoz kasalarımızı. İzgü, sessiz, çok konuşmayan tavrını her ortama taşıyan bir mizaçtaydı. Konularını yoksul çevrelerden aldığı, içeriğinde toplumsal yergi bulunan düşündürücü öykülerin mısralara dökülüşünü, yıllarca hiç anlayamadım, okuyamadım doğrusu.

1970 de “Gece kondu Romanı” ile başlayan serüven, İlyas Efendi- İnsaniyettin-Halo Dayı- Kara Düzen- Reçetesi Peçete- Utanmıyorum üşüyorum- Her devrin iti- Dayak birincisi- Bülbül düdük- Donumdaki para- Üç halka yirmi beş- Zıkkımın kökü- Bir namussuz aranıyor- Nasıl baba oldum, öyküleri ile Türk Mizah yazarları kadrosuna ve İnter-net sayfalarına taşındı.

O Gazipaşa’nın en iyi öğretmeni, Edebiyatın, öykülerin kalem ustasıydı. Ama benim “Cübbeli gelin” “Senede bir gün” “ Acı hayat” gibi filmlerin heyecanını paylaştığım sinema arkadaşımdı, Muzaffer İzgü.

Son yıllardaki “Aydın’da Spor” araştırmalarım için Aydın İl Halk ve İzmir Milli kütüphane arşivlerini taradığımda, çocukluk yıllarımın bir Anekdotu gözüme çarptı. Yerel gazete Hüraydın'ın 1963- 65 yıllarının her sayısında “Fantezi Hikâyeler” başlığında Muzaffer İzgü köşesi var. Yerel Gazeteler o günlerde iş yerlerine ve Resmi dairelere dağıtılırdı. O satırları paylaşacak ve anlayacak yaşta da değildik aslında. 52 yıl sonra rastladığım bu köşenin hikâyelerini günlerce okudum.

Büyük Mizah ustasının yolu Aydın’dan geçerken mısralarını bırakması, onurumu açelyalara buladı. Arkama yaslanıp, sinema günlerini yeniden yaşadım. Suları yarıklarından sızan tahta kasayı kucaklayıp gazoz açacağını cam şişelere vurup “Buz gibi Gazuuzz.” diye bağırdım, imgelerimde.

Muzaffer hoca tahta sandalyesine kurulmuş, sigarasının dumanını kalın bıyıklarının arasından geçirirken, “Burası Hastane”“Afrikaya garantili iş mektubu yazılır”-“ Çiğdem Molası”- “Sinema reklâmları”- “Buzdolabı”- “Kanunda yeri var”- “İdam mahkûmu”- “Hademe alınacak”- “Bedava Doktor”- “Karakaçan” “Salıncak” hikâyelerini düşlüyordu. 1979 da emekli olan Sayın İzgü, Alsancak 1443 sokağın sonunda oturuyordu. 28.08.2019 2. ölüm yıl dönümünde rahmet diliyorum.

Şakayıklar içinde uyu Muzaffer Hocam.