Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

SAKARYA ZAFERİ

“Türk basınının çoğu zaman unuttuğu Sakarya Zaferini; bir yıllık zaman farkına rağmen Kurtuluş Savaşının bütünlüğü bakımından 30 Ağustos’ta kutluyoruz.”

Yazan Alper UZUNGÜNGÖR

Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos - 13 Eylül 1921), Türk Tarihinin en önemli savaşıdır. Türkler, bu savaşta çelikten bir kale karşısında varlık ve yokluk mücadelesi vermiştir.

Tarih, Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferinden bir yıl kadar önceydi. Ege’yi işgal eden Yunan ordusu, hem İnönü'ndeki mağlubiyetlerin hesabını görmek hem de Mustafa Kemal Paşayı ve TBMM'yi etkisiz hale getirmek istiyordu.

Bursa bölgesindeki kuvvetlerinden aldığı takviye, İngilizlerden gelen destekle; 10 Temmuz 1921’de Uşak-Kütahya ve Afyon-Eskişehir cephe hattındaki Türk mevzilerine üç koldan taarruza geçti. Hedefinde Kurtuluş savaşının kalbi Ankara vardı.

Düşmanın Bursa’dan intikal eden ordusu; Afyon-Eskişehir, Ege bölgesinden gelen ordusu; ise Uşak-Kütahya mevzilerinde Mehmetçiklere büyük zayiat verdiriyordu.

17 Temmuz’da Kütahya düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşayla birlikte Ankara’dan cephe karargâhına gelip düşmanın hareketliliğini izledi. Türk ordusunu tamamen kuşatıp, imha edecek hazırlıklar yaptıklarını gördü.

İsmet Paşa’ya ordusunu önce Eskişehir-Seyitgazi hattına, daha sonra da Eskişehir’in Çifteler İlçesinden doğan Sakarya Nehri doğusuna doğru geri çekmesini söyledi. İki aşamalı planı vardı. Birincisiyle ric'at stratejisi uyguladı.

Türk ordusunun geri çekilme harekâtı, kamuoyunun moralini bozdu. TBMM’de çok sert tartışmalar yaşandı. Ancak Mustafa Kemal Paşa, fazla zayiat vermeden, zayıf olunan mevzileri terk ederek düşmanın saldırı düzenini bozup, düşmanla arasındaki mesafeyi uzatarak ihtiyaç duyduğu zamanı kazanmıştı.

Yunan ordusu ise Kütahya-Eskişehir Muharebesinin kazanan tarafıydı. Kütahya’dan sonra 24 Temmuz 1921’de Afyon ve Eskişehir’i işgal ettiler. Ankara'ya taarruz hazırlıklarına giriştiler.

Mustafa Kemal Paşa'da gerekli tedbirleri alıyordu. 5 Ağustos’ta Meclisten “Başkomutanlık” yetkisini çıkartmış, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir savaşa, ordusunu hazırlamak için Tekâlif-i Milliye emirlerini yayınlamıştı.

Yunan ordusu; 23 Ağustos 1921 günü, sabah saatlerinde bütün gücüyle Türk mevzilerine taarruz etti. 22 gün, 22 gece sürecek Sakarya Meydan Muharebesi başladı.

Düşman, silah, teçhizat, cephane ve asker sayısı bakımından üstündü. Sakarya Nehrinin doğusuna ilerlerken cephe hatlarında çok şiddetli, çok kanlı çarpışmalar yaşandı. Askerlik bakımından önemli bazı yerler ile Haymana ve güneyindeki Mangal dağını aldılar.

Mehmetçik, 25 Ağustos'tan sonra düşmanın güçlü taarruzları nedeniyle mevzilerden çekiliyordu. 29 Ağustos tarihinde durum, çok ciddi ve vahim bir hal aldı. Göğüs göğüse devam eden muharebelerde; Türk ordusunun sol kanadı çökmüş, Ankara'ya 50 km. kadar geri çekilmişti.

Muharebeyi anbean takip eden mebuslar, Meclisin Kayseri'ye taşınmasını gündeme aldılar. Tartışmalı görüşmeler yapıldı. Teklif, kabul görmeyip reddedildi.

Meclisi bilgilendirmek için Ankara'da bulunan Mustafa Kemal Paşa, kürsüye çıktı. Niçin Meclisin taşınmaması gerektiğini açıkladı. Cepheye giderek ordunun başına geçeceğini bildirdi. Dünya harp tarihinde ezber bozan emrini verdi:

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz"

Bu emir, cephe hatlarına dalga dalga yayıldı. Sanki ilahi bir uyarı gibi Mehmetçiğe tesir edip, moral verdi. Askerler, ilk tutunabildiği yerde tekrar mevzilenip yeniden çarpışıyordu.

Yunan ordusu, 1 Eylül’de Türk ordusunun sağ kanadı ile merkezine saldırdı. 5 Eylül'e kadar devam eden bu taarruzdan da bir netice çıkmayınca hareketsiz kaldılar.

Mustafa Kemal Paşa, 6 Eylül'de savaş planının ikinci aşamasını başlattı. Çarpışarak, zorlanarak Ankara'ya doğru ilerleyen düşman ordusunun hareket gücü kalmadığını biliyordu.

Düşman, 8 Eylül'e kadar üç gün boyunca sürekli taarruz ederek yıpratıldı. Direncini kırıldı. Moral gücü zayıflatıldı. 9 Eylül günü hazırlıklarla geçirildi.

Başkomutan, 10 Eylül sabahı erken saatlerde Alagöz Köyündeki Karargâh binasından genel taarruz kararını açıkladı. Fevzi Çakmak ve İsmet Paşayı yanına alarak cephe hattına gitti.

10 Eylül günü bütün cephelerden ve havadan genel taarruz başladı. Özellikle düşmanın sol koluna ve Beylikköprü’nün doğusunda bulunan kuvvetlerine süngü takılı halde “Allah, Allah” seslenişiyle saldırıldı.

Düşmanın elindeki son derece önemli mevziler tek tek geri alındı. Buraları işgal eden düşman; topunu, tüfeğini terk ederek perişan bir şekilde kaçarken 12 Eylül'de son bir gayretle taarruza çıkmak istediyse de bastırıldı. En önemli mevzilerini Mehmetçiğe bırakmak zorunda kaldı.

Basrikale, Kartaltepe ve Duatepe düşmandan temizlendi. Sakarya Nehri üzerindeki Beylikköprü bölgesi tamamen ele geçirildi. Çaldağ geri alındı. Afyon ve Dinar taraflarında konuşlu Mehmetçikler de düşman hattına taarruzla savaşın kazanılmasına yardım etti. Bu birlikler 20 Eylül’de Sivrihisar'a kadar girdiler.

13 Eylül'de Sakarya Nehrinin doğusu tamamen temizlendi. Dağılarak kaçan düşman, Afyon ve Kütahya'ya kadar sürüldü. Çok sayıda Subay ve Mehmetçiğin şehit düşmesi, yaralı sayısı, ordunun yeniden teşkili ve noksanlarının tamamlanması için tam bir takip yapılamadı.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya bu savaşta kaburgalarından yaralanmasından ötürü TBMM tarafından 19 Eylül 1921 tarihli kanunla "mareşal" rütbesi ve "gazi" unvanı verildi.

Kurtuluş Savaşının dönüm noktası kabul edilen Sakarya Zaferi, ülkenin düşmandan kurtuluşuna kadar devam edecek yeni bir hareketin başlangıcı kabul edildi.

İtalyanlar Ege'yi boşalttı, İngiltere genç Türkiye'yi tanımak zorunda kaldı. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile Kars, Fransa ile Ankara, Ukrayna ile dostluk, İngiltere ile esir değişimi antlaşması imzalandı. Yunanistan, İngiltere desteğini kaybetti.

Türk ve Yunan orduları; 26 Ağustos 1922’ye kadar yaklaşık bir yıl sürecek hazırlık devresine girdiler.

Türk basınının çoğu zaman unuttuğu Sakarya Zaferini; Kurtuluş Savaşının “bütünlüğü” bakımından 30 Ağustos’ta kutlamaya devam ediyoruz.

Şehit kanıyla yakılan bağımsızlık meşalesinin sonsuza dek sönmemesi dileğiyle…