Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

HAYALLE GERÇEK ARASINDAKİ AYNA KARAGÖZ İLE HACİVAT

Eğlenceli ve öğretici bir seyirlik, eskimeyen bir gelenektir gölge oyunu.

Halk arasında “Karagöz ile Hacivat” olarak da bilinen gölge oyunu, Osmanlı İmparatorluğu şehirlerindeki toplumsal yapıyı belki de en iyi yansıtan sanattır. Bir taraftan şehir insanına içinde yaşadığı gerçekliği gösterirken diğer taraftan renkli tiplemeleri ile bu durumu karikatürize eder; sazın sözün ve şiirin eşliğinde oynatılan hareketli gölgelikleriyle (tasvir) insanları kendi “sanal” gerçekliğine çeker. Bu bir aradalık onu orta oyunu ile birlikte Osmanlı toplumunun en sevilen eğlencesi haline getirir.

“Hay hak!

Perde kurduk, ışık yaktık

Gösterimiz gölge, hayal

Gerçeğin aynasıdır bu

Sanılmaya martaval” uyarısıyla başlayan oyun; izleyenlere Balat Kapısı’ndan içeri giren Yahudisi saf ve bildiğini okuyan Arnavut’u, elinde çubuğuyla arz –ı endam edip konuşmanın orta yerinde uykuya dalan Tiryakisi, çabuk sinirlenen külhanbeyi Tuzsuz Deli Bekir’i, Oduncu Baba Haşmet’i, Karadenizlisi, Trakyalısı ve daha pek çok tiplemesi ile Osmanlı şehirlerinin ama özellikle de İstanbul’daki gündelik yaşamın oldukça canlı bir panoramasını sunar.

MEMLUKLAR’DAN

OSMANLI’YA

Yavuz sultan Selim’in Mısır’ı almasıyla birlikte Osmanlı’ya gelir gölge oyunu. Sultan, 1517 yılında gerçekleşen bu seferin dönüşünde aralarında gölge sanatçılarının (hayali ya da hayalbaz) da bulunduğu 600 Memluk sanatçısını kafilesine katar.

Arap tarihçisi Mehmed bin Ahmed bin İlyas – ül Hanefi “Bedayi – uz Zuhur fi Vekaayi – üd – Dühur” adlı eserinde, Memluk sultanı Tumanbay’ın hazin sonunu hayal perdesinde izleyen Yavuz Sultan Selim’in gösteriyi izlemesini isteyerek bu sanatçıyı da beraberinde İstanbul’a getirdiğini yazar. Mısır’ın tek renkli ve devinimsiz gölge oyunu Osmanlı’da bambaşka bir hal alır. Osmanlılar “Karagöz ile Hacivat” adını verdikleri oyunu; dramatik yetenekleri, dericilikteki ustalıkları, kültürel zenginlikleri ve derinlikleriyle geliştirirler. Hatta Mısır’dan gelen gölge oyunu, Karagöz ve Hacivat ile bu kez bir Osmanlı sanatı olarak Mısır’a döner ve en yakın zamana kadar Türkçe olarak oynatılır. Kuzey Afrika’ya, Orta Doğu’ya ve Balkanlara, kısacası Osmanlı’nın hakim olduğu coğrafyaya kısa zamanda yayılır. Hayali Katip Salih gibi Karagöz ustaları sayesinde teknik ve içerik açısından sürekli bir gelişim gösterir.

FARKLI HİKAYELER

Karagöz ve Hacivat’ın adına ilk olarak Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi”nde rastlarız. Evliya Çelebi, oyunun konularından özelliklerinden, çağın ünlü karagözcülerinden söz eder. Çelebi’ye göre Hacivat, Efeoğlu Hacı Eyvad’dır. Mekke ile Bursa arasında mekik dokuyan, Yörükçe Halil namıyla da bilinen bir tüccardır. Karagöz ise İstanbul Tekfuru’nun seyisi olup Kırk Kilise’en Kıpti Sofyozlu Bali Çelebi’dir. Her ikisinin de Selçuklular döneminde yaşandığı yazar.

Karagöz’ün kökeniyle ilgili en yaygın öyküye göre ise Karagöz, Orhaneli’nde yaşayan Karakeçili aşiretinden Kara Oğuz adını taşıyan bir köylüdür. Kara Oğuz ismi ilk önce Kara Öküz’e sonra da Kara Göz’e verilmiştir.

Hacivat ise Hacı İvaz’dır. Ulu Cami’nin inşası sırasında bir araya gelen bu ikili diğer çalışanları sürekli güldürüp işlerinin hızlı bir şekilde ilerlemesini engelledikleri gerekçesiyle Orhan Gazi tarafından idam ettirilir. Daha sonra yaptığına pişman olan Orhan Gazi’yi avutmak için kendisi de bu duruma çok üzülen Şeyh Küşteri olarak anılan kişi Karagöz ve Hacivat’ın deve derisinden yapılmış gölgeliklerini “ayna” adı verilen perdeye yansıtır. Mesleğinin piri kabul edilen Şeyh Küşteri’nin adı bugün hala oyunların başlangıcında geçer.

HALKIN EĞLENCESİ

Karagöz ve Hacivat’ın ortaya çıkışıyla ilgili farklı söylentilerin bulunması bu oyunun halk tarafından ne kadar sevildiğini ve benimsendiğini gösterir. Her ne kadar başlangıç olarak saray kaynaklı olsa da Karagöz oyunu saraylı bir karakter taşımaz. Çok hızlı bir şekilde halka inen Karagöz’ün yalnızca izleyicileri değil sanatçıları da halkın çeşitli kesimlerinden insanlardır. Yorgancı Abdullah Efeni, Püskülcü Hüsnü Efendi, Kantarcı Hakkı Efendi, Hamamcı Süleyman Efendi, Yemenici Andon Efeni, Çilingir Ohannes Efendi gibi pek çoğu esnaftır.

Halkla olan bu iç içelik oyunun gündelik hayatla paralel bir seyir izlemesini ve yeni tiplemelerin ortaya çıkmasını sağlar. Ramazan aylarında teravih namazının ardından büyüklere kahvehanelerde, küçüklere Direklerarası’nda karagöz gösterileri yapılır. Evlenme, doğum, sünnet düğünü gibi günler dolayısıyla saray ve konaklarda gerçekleştirilen şenliklerde de Karagöz oynatılır. Orta oyunuyla birlikte Türk tiyatrosunun atası kabul edilen Karagöz ile Hacivat, 20’nci yüzyıla kadar canlılığını koruyan bir gelenektir. Bir tiyatro salonunda ilk kez 1910 yılına kadar sahnelenir.

Daha sonraki yıllarda radyonun gelişiyle birlikte bayram ve tatil akşamlarında radyoda seslendirilir. Televizyonla birlikte işin gidişi de değişir. Bayramlarda, özel günlerde Karagöz ile Hacivat programları yapılır. Tuzsuz Deli Bekir gibi tiplemeler reklamlarda kullanılır.

Günümüzde Karagöz sanatıyla doğrudan uğraşanların sayısı azalsa da oyun popülerliğini kaybetmemiştir. Özellikle Ramazan aylarında kurulan çadırlarda çocukların yüzünü hala en çok güldüren onlardır. Yüzyıllardır olduğu gibi…