Beyhan Erdoğan

Beyhan Erdoğan

ADNAN MENDERES MÜZESİ

Aydın’a Adnan Menderes’e yakışmayan bir müze vardı. Aydın’dan İzmir’e doğru çıkış yolunda, otobana giriş yapan karmaşık bir yol yapısı içerisinde bulunan ufak bir yapı. İnsanların gelip geçemediği bu yerdeki müzeye maalesef ben açılış günü hariç hiç gitmedim, öğrencilerimi de götüremedim. Bu beni üzen durumdan dolayı şimdi yeniden daha güzel, daha mükemmel, donanımlı ve çok amaçlı olacağı söylenen temel atma törenine katıldım. Bir çoğumuzun kimya öğretmeni evini Aydın Lisesi Mezunları Derneği’ne bağışlayan sevgili öğretmenimiz Nihal Arkayın daramızda idi.

Çakırbeyli köyüne giderken, Çine Çayı’nı geçer geçmez sol taraftaki çamlı, tepe ve Çine Çayı’na dayanan bölümde yapılan törene katıldım. Saat 15:30’da başlayacak tören İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Söke, Koçarlı, İncirliova’daki programları nedeniyle epeyi gecikti. Tören için düzenlenmiş olan ve sahnede sürekli yapılacak mimari yapı ve rekreasyon alanı ile ilgili hazırlanmış olan filmi sürekli gösterildi. Aydın yöresi folklor müzikleri eşliğinde sunulan programı defalarca seyretme durumunda kaldık. Çizimler güzel, yapılar güzel, park ve bahçeler, yollar güzel. Hele Çine Çayı’nın bu esere ilave edilmesi yapıyı daha da zenginleştirmiş.

Aydın halkının buraya zevkle gelmesi, gezisini yapması, müzeyi ziyaret etmesi ve akşam geç vakitlere kadar burada piknik yapması hayatımıza moral olarak katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Nihayet çok gecikmiş olsa da tören başladı. Aydın Menderes’in eşi Ümran Menderes çok kısa bir konuşma yaptı. Aydın Valisi Yavuz Selim Köşger de müzenin bir yılda bitirileceğini, Aydın halkının tercih edeceği ve Adnan Menderes’e yakışan bir müzenin çevre düzenlemeleriyle çok güzel bir eserin müjdesini duygulu ve heyecanlı bir anlatımla dile getirdi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu çok anlamlı , duygu dolu, acı hatıralar ve olaylarla yüklü Menderes’in trajik sonunu , çektiği acıları, ona yapılan haksızlıkları onunla birlikte idam edilen Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan’ın durumunu yaşayarak öyle duygulu ve etkiliyici bir konuşmayla anlattı ki duygulanmamak, hüzünlenmemek, Menderes ve arkadaşlarına yapılanları lanetlememek mümkün değildi. Bakanın anlatımıyla ben 1961 yılı ile 1963 yıllarına gittim. Menderes’in asıldığı yılın ilk gününden başlayan bir hüzün, bir keder, bir karanlık kabus evimize çökmüştü. Köylü ve çiftçi olan babam ve annemin evine Menderes ile pamuk ekimi ile bolluk bereket girmişti. Artezyen, traktör, sebze meyve zenginliği girmişti. Ahırlarımıza, inek, manda, keçi girmiş, süt, yoğurt, tereyağı bolluğu başlamıştı. Bunları köylüye kazandıran adamın , bir başbakan ve en yakın arkadaşlarının bir yıl yargılanmaları ve asılmalarını bir türlü affedemiyorlardı. Akşam yemeğinden sonra bir tarafta babam bir tarafta annem kararları sesli sesli okuyor ve ağlıyorlardı. Bu aylarca sürdü.

O günlerde lise son sınıf öğrencisi olmamız ve öğretmenlerimizin kendi yorumları ve algılarıyla bizler gerçeği göremiyorduk. Annemizin, babamızın bu idam olaylarından çektikleri acıyı da anlayamıyorduk. Ne zaman ki 1963 yılında İstanbul Üniversitesi’ne gittim, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü ile Sosyoloji bölümü ve Psikoloji bölümlerine devam ettim. İşte ozaman babamla annemin gerçek hüzünlerini, acılarını, anlamaya başladım. Ayrıca Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’in: ‘’Allah bu millete 27 Mayıs 1960 ihtilalini bir daha yaşatmasın’’ sözünün değerini anlamaya başladım.