Beyhan Erdoğan

Beyhan Erdoğan

GEÇMİŞ YILLARA DÖNMEK

Bugün bütün günümü torunum Çağın’ın isteğini bulmakla geçirecektim. Bu nedenle kahvaltıdan sonra ilk iş birkaç kitapçıya uğradım. Fakat hiç birinde aradığımı bulamadım. İlkokul üçüncü sınıfta okuyan torunuma aldığım gitar için çocuklar seviyesinde notalı ve notasız çocuk şarkılarını toplayan bir yardımcı kitap arıyordum. Boşuna arama hocam Aydın da bulamazsın denilince yıllarca aynı lisede çalıştığımız müzik öğretmeni Nilgün Fidan’ı aradım. O da yeni mezun öğretmen adaylarına hediye ettiğini ancak Didim deki yazlıkta kalanlar varsa anca onları verebileceğini söyleyince çaresiz Halk Eğitim Merkezi’nin yolunu tuttum. Benim çalıştığım yıllardan memur ve yöneticileri görünce sevindim ve umutlandım. Maalesef burada da aradığım kaynaklar yoktu. Bana Gençlik Merkezine başvurmamı tavsiye ettiler. Allahtan yürümeyi seviyorum ve zevkle iki saate yakın aramalarıma devam ettim. Ara sokaklardan geçerken bir dükkandan ‘’ Beyhan bey’’ diye ses gelince durdum ve gayrı menkul danışmanlığı levhası gördüğüm dükkana girdim. Güler yüz ve heyecanlı bir karşılama ,hoş sohbetten sonra geçmişlere döndük. Birisi Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olduğum dönemden , diğeri Cumhuriyet Kız Lisesi müdürlüğü diğeri de Aydın Lisesi müdürlüğü döneminden beni tanıyorlardı. Ne aradığımı anlattığımda ilgileneceklerini, yardımcı olacaklarını söylediler. Tekrar görüşmek üzere ayrılıp Gençlik Merkezine yöneldim. Epeyi yorulmuştum ki burada ikram edilen sandalyeye hemen oturdum.

İstediğim kaynaklar burada da yoktu. Dokuz yaşında olan torunuma 5 yıl sonra yani 14 yaşlarında, spor, folklor, tiyatro vb. konularda çok yardımcı olabileceklerini söylediler. İçlerinden birisi de Aydın Lisesi mezunlarından ve halk oyunları konusunda eğitmen imiş…

Hocam, sizin zamanınızda on yıl öğrencileri, velileri, müzisyenleri Avrupa ülkelerine götürdüğünüzü biliyoruz. Eski binada folklor için ayırdığınız o salonda çok çalıştık. Hatta sizlerin İspanya-Portekiz gezilerinizi hep büyüklerimizden dinlemiştik deyince beni o eski yıllara sürüklemişlerdi.

Her yıl olduğu gibi yine bir İspanya –Portekiz festivallerine katılmak için 40 kişilik öğrenci, müzisyen, eğitmenler ve çok istekli velilerle otobüsle yola çıkmıştık. Bu geziler uçakla çok rahat oluyordu ama otobüs iki katlı da olsa 6-7 günlük yolculuk bayağı yorucuydu…

Bizimle bu yolculuğa Ankara dan bakanlık daire başkanı da katılmıştı. Ayaklarının, bacaklarının fil hastalığı gibi şiştiğini ve yürüyemediğini görünce epeyi şaşırmıştım. Müthiş bir geziydi. Madrit, Barcelona, Portekiz Lizbon ve gezdiğimiz yerleri anlatmam bu sayfalara sığmaz. Ama hiç unutamayacağımız bir olayı öz olarak anlatmalıyım.

Sabah kahvaltısında peynir ve zeytin verilmeyince ertesi sabah okul müdürüne; ‘’Dünyada en çok zeytin yetiştiren ülkesinin kahvaltıda niçin zeytin vermediklerini sorunca bana verdikleri cevap ilginçti. ‘’ Bizde zeytin çok değerlidir, AB ülkelerinin ihtiyaçlarını zor karşılıyoruz. En önemli ihraç ürünümüzdür.’’ Bu sözler üzerine ben otobüs şoförümüze hemen bagajlardan 20 masaya birer kiloluk zeytin getirmesini söyledim. İspanya’nın eski sömürgeleri olan ve sadece İspanyolca konuşan bu ülkelerden Meksika, Venezuela, Ekvator, Kolombiya, Peru, Arjantin, Paraguay, Bolivya, Şili ,Uruguay ,Panama, El Salvador v.b ülke temsilcileri bizleri ve konserveleri şaşkınlıkla izlemişlerdi. Hele bir buçuk litrlelik plastik Çine den, Madran, Bozdoğan, İsabeyli, Yenipazar Belediyelerinin bizlere hediye olarak verdiği suları da masalara koyduğumuzda şaşkınlıklarını unutamıyorum. Özellikle Umurlu Organize Sanayisinde fabrikasından yıllarca bize parasız zeytin ve konserve çeşitlerini veren sayın Gürkan Renklidağ’ı hiç unutamıyorum.