Kerim Yalçınkaya

Kerim Yalçınkaya

ATATÜRK’Ü SAYGIYLA ANDIK

Ulu Önder Atatürk’ü ölümünün 80’inci yıldönümünde bir kere daha saygıyla andık. Çünkü Atatürk, Türk ulusunun ölmezleri arasına girmiştir.

Ölümsüz olarak insanların içinde var olan bir duygudur. Ancak Yüce Yaradan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Her nefis ölümü tadacaktır”

Yani insanlar ister zengin olsun, ister fakir olsun ölümden kaçması mümkün değildir. Ancak ölümü tadan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk, beden olarak ölse bile ruhen Türk milletinin kalbinde yaşamaktadır. Bu yüzden ölümsüzleşmiştir.

Türk tarihinde dünya var olduğundan beri ölümsüzleşen birçok Türk büyüğü vardır. Onların son temsilcisi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Bu Büyük Önder 10 Kasım 1938’de Hakkın rahmetine kavuştuğu günden günümüze kadar eğer minarelerimizde ezanlar okunuyorsa insanlar, özgür şekilde yaşayabiliyorsa bunu bize sağlamayan Ulu Önder’e şükran duymamız gerekir. Bu yüzden Atatürk, milletin kalbinde ölümsüzleşmiştir.

Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi’ye göre, ruhlar ölmez sadece bedenler olur. Onun için son asrın Türk büyüğü olan Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumu için ölümsüzleşmitir. 80 yıldır her 10 Kasım’da saygı ve minnetle O’un anmamızın nedeni bu. Atatürk’ü ölümsüz kılan duygu budur. Çünkü Atatürk için hissettiğimiz duygu, bu milletin içinde ilelebet yaşayacaktır. Kurduğu ve Türk gençliğine emanet ettiği Cumhuriyet, ilelebet yaşayacaktır.

Yaşadığımız dönemde Mustafa Kemal Atatürk’e karşı çıkanlar olsa bile ölümsüzleşen Atatürk, bu milletin kalbinde hep var olacaktır. Bize gösterdiği yolda, ilke ve devrimlerinin yılmaz ve yıkılmaz muhafızı olacağız. Bu yoldan çıkmayı düşünenler asla başarılı olamayacaklar. Mesleğimizin kuralları içinde gazeteciliğimizi Basın Ahlak İlkeleri çerçevesinde yaparak Atatürk’e layık olmaya çalışacağız. Günümüzde Mustafa Kemal Atatürk’ün 80’inci ölüm yıldönümünde kimin nasıl andığını, kimin içinin karardığını gördük. Mustafa Kemal’in 1923’te söyledikleri ilginçtir. Soluklanıp okuyalım:

“Üç buçuk dört sene evveline kadar berhayat olan Osmanlı hükümdarları da aynı şeyi yapmışlar, aldatmaca düzenden istifade etmişlerdi. Osmanlı tarihinde bu husus da uzun misaller iradine lüzum yok. Son Osmanlı hükümdarı, Vahidettin harekatı gözümüzün önündedir. Onun emriyledir ki, bile bile ölüme götürülen milleti kurtarmak isteyenler, asi ilan edildi onun emriyle millet ve vatanı kurtarmak için kan döken aziz ordumuz hakkında “yoldan sapmışlar sürüsü” diye fetvalar verildi. Onlar bu fetvaları Yunan uçaklarıyla ordumuzun içine atıyorlardı. İşte bu noktada suali soran arkadaşıma yerden göğe kadar hak veririm. Ulema içinde böyle hainleri himayesini (kötü) hareketlerini şer’a tatbik kisvesi ve şeriat sözleriyle milleti izlal ve ifal eden (kandıran ve gaflete düşüren) alimlerin onlar için bu tabiri kullanmak istemem. Böyle şerre alet olan insanların yüzündendir ki, dört halifeden sonra din, daima vasıta-i siyaset, vasıta-i menfaat, vasıta-i istibdat yapıldı. Bu hal, Osmanlı tarihinde böyleydi. Abbasiler, Emeviler, zamanında da böyleydi. Fakat Şura-i Enzar- ı tefekkürümüze arz ederim ki, böyle adi ve sefil hilelelerle hükümdarlık yapan Halifeler ve onlara dini alet yapmaya tenezzül eden sahte ve imansız alimler, tarihte daima rezil olmuşlardır. Daima cezalarını görmüşlerdir. Hülefa-i Abbasiye’nin sonuncusu biliyorsunuz ki, bir Türk tarafından parçalanmıştı. Dini kendi ihtiraslarına alet yapan hükümdarlar ve onlara dalalet eden hoca namlı hainler, hep bu akıbete dücar olmuşlardır. Böyle yapan hülefa ve ulemanın arzularına muvaffak olamadıklarını tarih bize sonsuz misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne öyle hükümdarlar hne öyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur artık kimse öyle hoca kıyafetli sahte alimlerin tezvirine ehemmiyet verecek değildir. En cahil olanlar bile o gibi adamların mahiyetini pek ala anlamamaktadır. Fakat bu hususta tam bir ehemmiyet sahibi olmadığımız için bu intibahı, bu teyakkuzu onlara karşı, bu nefreti Halas-ı hakiki mütezayid bir azimle muhafaza ve idame etmeliyiz. Eğer onlara karşı benim şahsımdan

bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi istikamette atacakları bir adım yalnız benim şahsi inancıma değil, yalnız benim gayeme değil, o adım, benim milletimin hayatına karşı bir kasıt, o adım milletimizin kalbine havale edilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir.” (Atatürkçülük, Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, Ankara, 1983. Sayfa 278 – 280)