Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

ATATÜRK VE ÇOCUK

Bu yazı; 10 Kasım 2013 Atatürk’ü Anma Etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen kompozisyon yarışmasında Gölcük ilçesinde birinci olmuştur.

Beyza Bahadır

ANLIYOR MUYUZ?

Mustafa Kemal, Selanik’te küçük bir evde büyük ama gönüllü bir anneden 1881 yılında doğmuştur. Olağan başlayan bu hayatın ne büyük işlere imza attığını, ne kadar çok insanın kalbinde taht kuracağını eminim kendisi de tahmin edemezdi.

Mustafa Kemal Atatürk, 57 yıllık bir yaşam... cepheden cepheye, sürgünden sürgüne, ölümden ölüme koşan hiç yorulmayan ve her seferinde de yaşamı kazanan adam!

Ben herkes gibi “O çok iyi bir insandı, o çok iyi bir komutandı, o çok iyi bir siyasetçiydi, kahramandı, zekiydi, çalışkandı...” diye anlatmayacağım. Bunları herkes biliyor. Evet, bir insanın bu kadar çok şeyi bu kadar az zamanda ve bu kadar iyi yapılacak şeyi bu kadar iyi yapmışsa herkes gibi ben de hayranım ama asıl hayran olduğum herkes gibi olmaması yani insan olması ve bu insanlık halleriyle çok iyi başa çıkması.

Aklıma gelen ilk örnek; savaş dışında kan görmeye dayanamaması. Ben de kan görmeye dayanamam. Bu noktada Mustafa Kemal’i benzetebilirim kendime. Ama svaş meydanlarında korkusuz, güçlü, atılgan bir fırtına oluveriyor. İşte ben bunu yapamam. Bunu Mustafa Kemal ve onun gibiler yapar. Bu yüzden ben ya da bir başkası kahraman değiliz zaten.

Savaştığı komutanların bile hayran olduğunu unutmamalıyı. Onunla savşata bile olsa tanışma fırsatı bulduğu için mutlu olan, ona yenilmeyi şeref sayanlarla kendimizi kıyasladığımda biraz içim burkuluyor. Soruyorum kendime, Atatürk’ü ne kadar tanıdığımı. Cevap ne yazık ki, yetersi.

İklimlere, cephelere, gönüllere sığmayan bu adamın torunu olan biz ne kadar iyi tanıyoruz onu? Hayatını feda ettiği, korumak için canını hiçe saydığı bu bayrağa, bu vatana, Cumhuriyet’e, bağımsızlığa yani bize gururla ve güvenle bıraktığı emanetlere ne kadar sahip çıkıyoruz?

Ne kadar hak ediyoruz bize hediye ettiği Türk olma şerefini? Ne kadar çalışıyoruz yolunu aydınlattığı ilme kavuşmak için? Sorular devam edebilir ama cevaplar hep aynı: “Yetersiz!” Haydi arkadaşlar, Ata’nın çocuklarıyız biz, dilden dile dolaşmak, destanlara baş kahraman olmak bizim damarlarımızdaki asil kanda var, iman dolu göğsümüzde var. Başka şeye ihtiyacımız yok! Dedelerimize bunlar yetti, bize de yeter!

Türk! Öğün, çalış, güven!

SÖZÜN ÖZÜ: Beyza Bahadır’ın yazısını hayranlıkla okudum. Atatürk’ün Türk çocuklarına, Türk Gençliğine güvendiği, Cumhuriyet’i onlara emanet ettiği kadar varmış, dedim. Bir öğretmen olarak yeniden umudum yeşerdi, yeniden geleceğimize güvenle bakmaya başladım. İşte biz bu vatanı böylesi güzel ruhlu çocuklarımızdan, torunlarımızdan ödünç aldık. Onlar Atatürk’ün emanetlerine sahip çıkacaklar, vatanımızı ve Cumhuriyet’imizi koruyup yüceltecekler. Türk gençliğine güvenim sonsuz. Bizim başaramadığımızı onların başaracağına inanıyorum.

Rahmetli Türkan Saylan Hocamızın da dediği gibi, “Güneş umuttan şimdi doğar”