Semih Başkar

Semih Başkar

‘Yaşamak’ o kadar güzel ki…

Lösemili Çocuklar Haftası dün itibariyle başladı ve 8 Kasım’da sona erecek.

Kısa adı LÖSEV olan Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, hafta nedeniyle, “Gelin onları yalnız bırakmayalım, duygularını, yaşadıklarını anlamaya çalışalım ve hiç olmazsa senede bir gün hepimiz maske takalım, toplumsal farkındalık yaratalım. Gerçek kahramanlarımız lösemili çocuklarımızdan sevgimizi ve neşemizi esirgemeyelim” diye bir kampanya başlattı. Duyarlı olan toplumumuzda bugün facebook hesaplarında maskelerini takarak farkındalık yarattı.

***

Bazen çocuklarımız bize soruyor, onların neden maskesi var bizlere bulaşmasın diye mi? diye bende hayır oğlum Lösemi bulaşıcı bir hastalık değil. O maskeler bizim değil, bizzat maskeyi takan lösemili çocukların korunması için gerekli. Sizlerde çocuklarınıza endişeli gözlerle baktırmayın, arkadaş olun. Güzel gözlerini güldürelim. Bu hepimiz için böyle.

***

Lösemi bir kanser türüdür, erken teşhiste tedavisi de mümkün ve özellikle minicik çocuklarımızda çok görülen illet bir hastalık. Son yıllarda çevremizde kanser hastalarının sayısının ne kadar çok arttığını düşünmeden edemiyorum doğal olarak. Asıl acı olan LÖSEV'e kayıtlı 5 Bin çocuğun olması ve yaptıkları istatistiki araştırmada her yıl 1200-1500 çocuğun lösemi hastalığına yakalanması.

LÖSEV'in tek amacı seslerini duyurmak. Bütün hasta ailelerine yardımcı olabilmek. Bize düşen ise LÖSEV'e sahip çıkmak. LÖSEV’e yapılan bağış ile lösemili ve kan hastası çocukların sağlık ve eğitim başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olun.

***

Şimdi sizlere LÖSEV Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Üstün Ezer'in “EKMEĞİMİZLE OYNATMAYALIM” başlıklı yazısını aktarmak istiyorum.

“Bundan 20 yıl önce uzaklardan duyduğumuz “Kötü Hastalık” şimdi yanı başımızda. Minicik bebeklerden, 80 yaşındaki delikanlılara kadar binlerce kanserli insan, saçları dökülmüş gözlerinden ölüm korkusu okunan ve bir gün daha yaşayabilmek, yaşatabilmek için elindekini avucundakini, hastanelere, doktorlara harcayan masum çocuklar, anneler babalar...

***

Bu minicik bebeklerin, çocuklarımızın günahı nedir? Oysa dünyaya gözlerini açtıklarında ne kadar umutluydular. Sağlıkla büyüyecekler, hemen yürüyecekler okula gidecekler ve en az 100 yaşına kadar yaşayacaklardı. Onlar, büyükleri ne dediyse yaptılar; 6 aylıkken annelerinin ellerinden tarım ilaçlı elmaları, boyalı-meyveli yoğurtları, suni şekerli mamaları iştahla yediler; hormonlu sebzeleri, kimyasal maddelerle hazırlanmış çikolatalarını, şekerlerini, asitli kolalarını ve hamburgerlerini hiç itiraz etmeden tükettiler.

***

Biz büyükler besledik onları, o kanserojenleri ellerimizle biz verdik. Beyinlerini reklamlarla yıkadık. Boy boy ilanlarla “doğal katkısız” diye kandırdık minicik çocuklarımızı. Keyifle içtik, “Siz de için” dedik radyasyonlu çayları. Avrupa ülkelerinin kapılarından dönen, hormonlu kanserojen maddeler içeren, biberleri çilekleri, fındıkları onlara biz yedirdik. Bugün kanser olan çocuklarımızın ne günahı vardı? Tek suçları büyüklerine inanmaları ve güvenmeleriydi.

***

Yapılan son bilimsel araştırmalarda kanser hastalığının temel nedenleri arasında, birinci sırayı kanser yapabilen kimyasal maddelerle beslenmek almaktadır. Çok geç olmadan, minicik yavrularımızı lösemi ve kanser hastası yapmadan tedbirimizi alalım. Onlara ne yedirdiğimize dikkat edelim. Ekmeğimizle oynatmayalım.”