Kerim Yalçınkaya

Kerim Yalçınkaya

Bir ibret vesikası

15 Temmuz darbe girişimi, tipik bir olay olarak Türk tarihinde büyük izler bırakmaya devam ediyor. Darbe girişimi, iki yıl önce yaşanmasına rağmen ülke basını bu süre içinde olayı gazete sütunlarında birinci haber olarak vermeye devam ediyor. FETÖ militanlarının tutuklanmadığı gün yok. Görüldüğü kadarıyla FET֒nün darbe girişimi, Türk tarihinde yukarıda da belirttiğim gibi büyük izler bırakacak. Ve FETÖ değil de üst aklın darbe girişimi ve yaşanan olaylar birer ibret vesikası olarak yıllarca konuşulacak. Ancak olaydan önceki süreçte basın dünyası Fethullah Gülen’le ilgili uyarıcı yazı ve görüşleri tam olarak topluma belirtmemişlerdir. Bazı yazarlar ise Gülen’e övgü dolu kitaplara imza atmışlardır. Ama idarecilerimiz ve milletimiz uzun süren bir gaflet uykusundan çok geç uyanmışlardır. FET֒ye daha önce neşter vurulsaydı bu olaylar hiç yaşanmayacaktı. 15 Temmuz darbesini hazırlayanların meydana getirdikleri vahşet, o kadar tahripkar ki, halk bu kalkışmayı hala bir türlü içine sindiremedi. Dış üst aklın planlamasıyla meydana gelen kanlı vahşet, Türk devletinin temelini yıkmak, vatanımızın bir bölümü üzerinde kendi saltanatlarını kurmak için emperyal güçlerin ortaya koyduğu planlı bir suikastın ta kendisidir. Emperyalizmin softa artıkları tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi ve aydınlığa karşı yapılan kalkışma, halkın özgürlük haklarını eğer başarılı olsaydı ayaklar altına alacaktı. Hiç şüphesiz ki, tarihe bir yüz karası olarak geçevek olan bu oyunların olumsuz etkileri, daha ne zamana kadar devam edecektir. Kanaatime göre düşmanın suratındaki maske düşmediği sürece benzeri olaylar zaman zaman yeniden tarih sahnesine çıkmaya devam edecektir. Çünkü emperyal güçlerin amacı Türk devletini bölüp parçalamaktır. Bu oyun en azından 200 yıldır devam ediyor. Emperyalizmin saldırıları, kurulu düzenimizi sürekli tehdit etmektedir. 15 Temmuz akşamı, Türk halkı bu tarihi görevi üzerine aldı. Her şeyden önce devletin birinci vazifesi darbe girişiminde bulunan hainlere fırsat vermemek, sorumluları ortaya çıkarmak, onları tarih önünde teşhir etmek ve bu kara lekeyi bir daha çıkmayacak şekilde maskeli suratlarına sürmek gerekir. Böyle yaparsak her istediklerinde ülkemize gözdağı vermeye bir daha cesaret edemezler ülke sınırlarımız içinde kurdukları, çetelerle ve tarih boyunca işledikleri cinaetlerle ülkemizin kurulu düzenini bozmaya ve kendi silahımızla bizi vurmaya cesaret edemezler. Özellikle ırkımızın, milletimizin ve Türk’ün baş düşmanı olan emperyal güçler her dönemde olduğu gibi, tekmil kadrosuyla ülkemize saldırmayı kendilerine görev edinmişlerdir. Şu gaflete bakın ki, Türkiye, bu güçlerin içinde bulunduğu AB’ye katılmak için sıra beklemektedir. Oysa onlar Türkiye’yi hiçbir zaman üye yapmayacaklardır. Çünkü Türkiye, Müslüman bir ülkedir. AB ise bir Hıristiyan birliğidir. 15 Temmuz darbe girişiminde sözde adı Müslüman’a açıkan Fetullah ve yandaşları teokratik bir devlet kurma girişimi içinde oynadıkları yıkıcı rol, net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu şöyle dile getiriyor: “Ülkemiz uçurumun kenarından değil, dibinden dönmüştür.” SAPIKLIĞIN CEZASINI TOPLUM ÇEKMESİN Türk tarihinde olağanüstü liderlere rastladığımız gibi, kendini tarikatlara adayan ahmakların da olduğunu görüyoruz. Oysa tarikatlara adanmış bir hayat, yanlış bir sapkınlıktan başka bir şey değildir. Bir gün gelir, bu sapkınlıkların cezasını yalnız kendisi değil, günümüzde olduğu gibi tüm toplum olumsuz bir şekilde çekmiştir. Fetullah Gülen, ilk çıktığı yıllarda insanları büyülemiştir. Tüm dünyada kuruluşunu yaptığı okullarda Türk bayrağı vardı. Her sabah İstiklâl Marşı okunuyordu. Ama ideoloji ile dini çalıştırmaya kalkan bir davranış sağlam temellere oturmadığı için akıl dışı oldu. Bilindiği gibi akıl dışı eğitimin ülkeye bir faydası olmaz.Temmuz ayı içinde tutuklanan Adnan Oktar isimli şahsın İstanbul’da kendisine sözde din adına kurduğu bir düzenin nasıl şekillendiğini medyaya yansıyan haber ve yorumlardan daha iyi anlıyoruz. Yalnız 15 Temmuz kalkışması değil, bu ülkede din adına birçok kargaşalara rastlanmıştır. Cahil ve cühelayla dolu tarikatlar dış mihraklar tarafından çok zaman kışkırtılmıştır. Onun için 15 Temmuz darbesi, üst okul tarafından yurt dışında planlanmışlardır. 31 Mart 1909, bir görüntü olarak gerici bir ayaklanmadır. Menemen’de yaşanan Kubilay olayı da bir örnek olarak gösterilebilir. 31 Mart gerici ayaklanmasının amacı Abdülhamid’i tahttan indirebilmekti. Yobazların 17-18 gün boyunca kana bulamaları affedilebilecek gibi değil, 31 Mart vakası Türk siyasi hayatına kara bir damga olarak geçmiştir. Ayaklanmanın çıkış yeri Topçu Kışlası yani bugünkü Gezi Parkı olan yerdir. DİN MERKEZLİ POLİTİKA Fetullah Glüen tarikatının bugüne kadar ülkemize verdiği zarar bir sütunluk yazı ile anlatılamaz. Yalnız FET֒cüler değil, tarikatlar Türkiye’yi çığ gibi sarmışlardır. Eskiden tarikatlarda Türk kültürü hakimdi. Şimdi bunun yerine Arap kültürünün yaygınlaştığını görüyoruz. 15 Temmuz’dan sonra yeniden devletin inşası konuşuluyor. Bu nasıl gerçekleşecek? Otorite ve sosyal düzen FET֒cü hareketin belini kırmayı amaçlıyor. Çalışmaların bu yönde olduğu görülüyor. Oysa inanç sistemi tarikatlar değil, bireyler arasında olmalı. Siyaset ve cami buraya elini sokarsa sosyal düzen aynı bugünkü gibi sarsıntı geçirir. Bu ülkede artık kara çarşaflı akademisyenlerin bile varlığından söz ediliyor. FET֒nün düzene sokmak istediği bir kural bu topluma uygun bir sistem olur mu? Olmadığını net bir şekilde gördük.