Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

SOKAK DÜĞÜNLERİ

Çocukluk yıllarımda İçkili, çalgılı ve yemekli düğünler sokakarasında yapılırdı. Elektrik direğinden alçak çatılı evlerin damına kamyonBrandası ve pazarcı çadırı gerilir, altında eğlence yapılırdı. İçkili düğünleregenelde Erkekler katılırdı. Kadınlar pencerelerden, perde arkasındanizlerlerdi.

Zahmetli ve masraflıydı ama bir o kadar da yıllarca konuşulan biradetti. Zira 1936'lı yıllarda Halk Evinde düğün ve eğlenceler yapılırmış. Dahasonraları ise Belediye düğün salonu, Yüzme havuzları ve Askeri Mahfel'de Baloyapılmaya başlanmış. Balo dedim! Dans, Orkestra, eğlencenin doruklara uğradığıunutulmaz geceler. 1950'lilerin Vals, Tango, Çaça dans müzikleri şık beyler vesiyah beyaz resimlere sığmayan güzel bayanlar, bir ayrıcalıktı çocuklukİmgelerimde.

Gelelim mahalleyi Suzinak notaları ile çınlatan sokak düğünlerimize.

Bir gün önceden düğün evinin kaldırımına yığılan tahta sandalye vemasalar sabahleyin sulanmış Arnavut taşlı yolun ortasına dizilirdi. 1950'liyılların sonlarına doğru, Ünal Sineması daha yapılmadan önce onun karşısındaboş arsa vardı, sonradan Bebek apartmanı oldu. Burada Sandalyeci SüleymanSandıklılı tahta sandalye, masa ve çatal- kaşık kiraya verirdi. Çelik çemberli,İki tekerlekli At arabalarına yükler düğün yerine gönderirdi.

Üzerleri beyaz kâğıt raptiyelenen masalara tanış yüzlü davetlileryerleşirlerdi. Gelen misafirler ellerinde okuntu dediğimiz hediyelerle gelirdi.Ekseriyetle mutfak eşyası olurdu. Çiviti mavi ambalaj kâğıdına, şeffaf renklijelâtine sarılmış, ya bakır mamul tencere, leğen, Sini ve bakır ibrik olurdu,ya da porselen takım.

Delikanlılık çağımda Ortaklar da bulundum, orada daha bir başkaolurdu, düğün cemiyetler. Cumadan bayrak dikilir, mendil alınır, Cumartesi günüokuntular gider, keşkeklik buğdaya tokmak atılır ve içki sabahtan başlardı.Pazar günüde gelin alma.

İçki verilir de ızgara cızbız köfte olmaz mı hiç. Mezeler süsler,bir ayağına taş sıkıştırılmış alçak gönüllü masaların etrafına. Fasulye piyazı,yaprak sarması ve içine buz katılmış cacık kâseleri. Masalarda yetmişlik rakı,Tekel birası ve Buzbağ şarabı fink atardı Gırnata nağmelerinde.

Yeğenler, dilimlenmiş ekmek, galvanizli kazandan haşlama sutaşırlardı sürahi ile. Bir telaş olurdu, Hısım akraba, bağırış çağırış içinde.Izgara dumanına karışan Anason, kehribar kokusunu yanına alıp, Klarnetin veTrompetin can alıcı sesiyle uzak mahallelere savrulurdu.

Keten helvacılar, macuncular, masalara dolaşan camekânlı fıstıkçılardüğün evinin göçmen kuşlarıydı adeta.

Çalgıcılara İstekler başladığında, oyuna kalkardı ikinci kadehinibitirenler. Her seferinde yarım kalan çiftetelliye, dizler yere vurmayabaşladığında masalardan gelen fondip kadehlerle çatal ucundaki Arnavut Ciğeriteselli ederdi. Bitmek bilmeyen meze gel-gitlerinin ardında, dediğim dediklerbaşlardı.

Kimi canlı Tavuk ister çakır keyifliğinin edası ile kimisi büyükŞişe.

Gelin almaya gidene dek sürerdi bu eziyet. Şoför Hidayetin“Paşayaylası” yazılı BMC Otobüsünde Pilot Ahmet, Kaytan Bıyık Ali'nin “Konakçı”yazılı Otobüsünde Halil Konakçı, yanaşırdı düğün evinin önüne. Doluşurdusokağın yorgun konukları, şişede durduğu gibi durmayanın sıcaklığında.

Aynasına, Kilometre saatine mendil, elbiselik kumaş bağlanmış 52model Pontiac, Mercury ve Chevrolet Taksiler Kuğu gibi sıralanırlar gelinevinin sekisinde.

Gelin, Taksiye binerken başının üstünden tepsi içinde metal parabulunan leblebi şekerli çerezler dökülürdü, yarı sevinç yarı gözyaşlıavuçlarla. Kimi taksinin önüne yatar, kimide Damadın ayağına peşkir kadarmendil bağlardı, bahşiş koparmanın inceliğinde.

Otobüsler 2 gün evvelden gelin evindeki bayanları şehir banyosunagötürür, getirirdi. Gelinin başı, akrabaların saçları yapılır, kınalar yakılır,adetten. Düğün sabahı kına gecesinin çalgıcıları taşınır yorgun sokağınkaldırımlarına. Gelin almaya giden otobüsün en arkasına Cümbüşçüler oturur.Onlarda ermiş olurdu notasız şarkıların son eşiğinde.

Davul, zurna ve Keman nağmeleri ile o günlerin tek mesire yeriPınarbaşı'na uğrarlardı.

Büyük Servilerin gölgesine yanaşan Otobüsten inenler, çember oluşmuşkalabalığın ortasında Harmandalı, Kasap Havası, Aydın zeybeği döktürürlerdi, ayaktadurma gayreti içinde. Havalı korna sesleri, efkâra bürünmüş naralaryankılanırdı, Pınarbaşı'nın Hayıt kokan Şelâlenin koynunda.

Aydının dört bir tarafına nezih düğün salonları açıldı, iç açıcı.Ama Gelin-Damat ilk dansı Arabeskle başlıyor, oyun havaları, takı, pasta derkendüğün bitiyor.

Hey gidi günler! Yosun tutmuş zamanın içinden, yatağında ıssız akandere gibi usulca uzaklaşıp gitti ömrümüzden. Oysa kimler, kimleri ağırladı buduygu sebili sokaklarda. Şimdi ne o Efsunlu kaldırımlar, ne de adetler kaldı,geçmişin izlerini taşıyan resimlerden başka.

Menekşe kokulu günler dilerim.